BOLUNUN KALBİNDE AÇAN BAHAR ÇİÇEKLERİ
Bolu… Sadece doğasıyla değil, spor ve kültür altyapısıyla da adeta ayrıcalıklı bir şehir. Bir yanda Olimpiyat Kapalı Spor Salonu, diğer yanda Olimpiyat Yüzme Havuzu ve yılların hatırasını taşıyan o tarihi kapalı spor salonu… Bunların her biri, bu şehrin sporla yoğrulmuş kimliğinin birer nişanesidir.
1960’lı yıllarda öğretmen okulu sıralarında tanıdığım, Boluspor’un hemen yanında yer alan şimdiki adı 17 Temmuz kapalı spor salonu; basketbolun, voleybolun ve dostça rekabetin kalbiydi. O günlerde öğretmen okulu voleybolda, liseler basketbolda, sanat okulu ise futbolda adını duyururdu. Spor sadece bir yarış değil, aynı zamanda bir karakter eğitimiydi. Farklı okulların öğrencileri büyük bir heyecanla bu maçları kardeşçe izlerdik.
Aradan geçen yıllar sonra, 29- 3-2026 da aynı mekânda bu kez bir folklor yarışmasına katıldım. Geçmiş gözlerimin önüne geldi. O, an bambaşka bir duygu içine girdim. Sporun heyecanı yerini kültürün zarafetine bıraktı, ama o salonun ruhu hiç değişmemişti. Folklor yarışmalarını seyrettim.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen 11 farklı ilden ortaokul öğrencileri sahne aldı. Her biri kendi yöresinin kültürünü, müziğini ve hikâyesini adımlarıyla anlattı. Renk renk kıyafetler, uyumlu figürler ve gözlerdeki o saf heyecan… Hepsi birleşince ortaya adeta bir bahar bahçesi çıktı.
Folklor; bir milletin geleneklerini, göreneklerini, oyunlarını, türkülerini, kıyafetlerini ve yaşam biçimini kuşaktan kuşağa aktaran kültürel mirastır. Sadece eğlence değil, bir kimliktir. Bir toplumun geçmişten geleceğe taşıdığı ruhudur. Bu ruhu ne kadar özlüyoruz.
Bu güzelliklerin sonunda yarışmanın dereceleri de belli oldu:
Birinciliği İstanbul’dan gelen ekip kazandı. İkincilik Bursa’dan bir ortaokulun olurken, üçüncülüğü ise Kastamonu’dan gelen ekip aldı. Her biri sahneye koyduğu performansla izleyenlerin takdirini kazandı.
Bolu’yu temsil eden Bolu Atatürk Ortaokulu ise dereceye giremese de, sergilediği oyunla adeta gönüllerin birincisi oldu. Sahnedeki uyumları, coşkuları ve samimiyetleriyle tribünü dolduran seyircileri büyülediler. Bazen kazanmak kürsüde değil, kalplerde olur; işte o gün Bolu’nun çocukları bunu başardı.
Bu manzarayı izlerken Hollanda’daki keukenof bahçesi aklıma geldi. Nasıl ki o bahçede laleler farklı renkleriyle bir uyum içindeyse, sahnedeki çocuklar da öyleydi. Hele İstanbul’dan gelen ekip, adeta Emirgan Korusu’nun lalelerini sahneye taşımış gibiydi.
Ancak Bolu’nun bu güzel tablosunun içinde bir eksik, bir burukluk da yok değil…
Spor tesisleri açısından bu kadar zengin olan bir şehirde, ne yazık ki futbol sahası konusunda aynı şansı görmek zor. Bolu’nun stadyumu uzun süredir kapalı durumda ve maçlar ancak açık tribünden izlenebiliyor. Bu durum, köklü bir geçmişe sahip olan Boluspor için önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Taraftarın coşkusu sınırlanıyor, futbolun o büyük atmosferi eksik kalıyor.
Oysa Bolu’nun doğası, sporun her dalı için adeta bir açık hava laboratuvarı…
Ormanları yürüyüşe, yaylaları kondisyon çalışmalarına, temiz havası ise sağlıklı bir yaşama davet ediyor. Bu şehir, sporcu yetiştirmek için eşsiz bir imkân sunuyor.
Dileğimiz odur ki, bu güzel şehrin futbol sahası da en kısa zamanda hak ettiği değere kavuşur. Çünkü Bolu, sadece salon sporlarında değil, futbol başta olmak üzere her alanda başarıyı hak eden bir potansiyele sahiptir.
Ve o gün, o salonda bir kez daha gördük ki:
Kültürle büyüyen nesiller, sporla güçlenen bedenler ve doğayla bütünleşen bir şehir…
İşte Bolu’nun gerçek zenginliği de tam olarak budur. Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim.