DİŞ HASTANEDESİNDE DÜŞÜNDÜKLERİM VE İZZET BAYSAL BABA VEFASI
Bugün yolum Diş Hastanesi’ne düştü. Köroğlu heykelinin tam karşısındaki o büyük binaya girince içim tuhaf bir duyguyla doldu. Alt kat ve üst kat bekleme salonları tıklım tıklım hastalarla dolu idi. Bekleme salonunda bir köşede yaşlı bir teyze oturuyordu; yanında torununu getirmiş bir anne baba, çocuk biraz korkulu gözlerle etrafa bakıyordu. 40’a yakın diş doktorları var. Herkese sıra da çabuk geliyor. Doktorların sakin tavrı, hemşirelerin güler yüzü insanın içini rahatlatıyordu. Laboratuvarlarıyla, röntgen odalarıyla tertemiz koridorlarıyla gerçekten insana değer veren bir mekân… Bu manzarayı görünce yıllar öncesine gittim.
Çocukluğumuzda diş ağrısı büyük çileydi.
Ağrıların en şiddetlileri gerçekten baş bölgesinde hissedilir. Çünkü baş; hem sinir yoğunluğu hem de hayati organların bulunduğu yer olması sebebiyle hassasiyetin en yüksek olduğu bölgedir. Göz, diş ve kulak ağrısı insanı adeta yerinden kaldırır. Köylerde fakirlik vardı, doktor yoktu. Bizim köyde “Koca İsmail Dayı” diye bir ihtiyar kelpetenle diş çekerdi. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Çocuk aklımızla o kapının önünde beklerken duyduğumuz korkuyu hâlâ hatırlarım. Hijyen ne, mikrop ne bilmezdik. Şimdi aynı memlekette uzman hekimler, modern cihazlar, tertemiz hastaneler var. Nereden nereye geldik…
Bu değişimin merkezinde ise Bolu’nun babası İzzet Baysal duruyor. Üniversiteyi, diş fakültesini, hastaneleri, okulları, sağlık ocaklarını ve daha nice sosyal eseri bu şehre kazandıran odur. O sadece bina yapmadı; insanımıza şefkatli bir el uzattı. Bugün salonda gördüğüm o yaşlı teyzenin huzurunda, çocuğunu güvenle doktora getiren anne babanın rahatlığında İzzet Baba’nın emeğini gördüm. Çocukluğumda çektiğim acılar gözümün önüne geldi.
Elbette memleketimizin dertleri bitmiş değil. Hayat zor, geçim sıkıntısı ağır. Depremle yıkılan şehirlerin yeniden kurulması, yapılan barajlar, yollar, köprüler devlete büyük yükler getiriyor. Bu yükün sancısını vatandaş çekiyor. Belki kamudaki israflar azalsa, imkânlar daha adil kullanılsa insanımız biraz daha ferahlayacak. Ama bütün bu sıkıntılara rağmen bugün gördüğüm tablo umudumu artırdı.
Ben kelpetenli günleri de gördüm, böyle modern hastaneleri de… İki devri yaşamış biri olarak şunu biliyorum: Yapılan iyilikleri unutursak geleceği kuramayız. Eksikleri söyleyelim ama vefayı da elden bırakmayalım.

Diş Hastanesi’nin kapısından çıkarken içimden geçen tek söz şuydu: Allah İzzet Baysal’dan razı olsun. Mekanı cennet olsun. Bu şehir ona minnettardır. Bizlere düşen, onun açtığı yolda insanı yaşatmayı esas alan anlayışı sürdürmektir.
Arkasından, hastahanenin karşısına dikilmiş Köroğlu heykeline uğradım, etrafını dolaştım. Burası da ayrı bir hikaye. Çoğu bitmiş azı kalmış, Köroğlu panoraması gerçekleştirilirse: Bolu’ya çok kıymetli bir katma değer kazandıracaktır. Hem kültürel hem turistik anlamda şehrimize yeni bir soluk getirecektir. Gençlerimiz tarihini yaşayarak öğrenecek, Bolu kültürel kimliğiyle de öne çıkacaktır.
Buradan yetkililere samimi bir çağrıda bulunuyorum: Bu güzel projeyi bir an evvel tamamlayalım. Yarım kalan işler şehre yakışmaz. Köroğlu, Bolu’nun simgesidir. Onun hikâyesini güçlü bir şekilde anlatan bir panorama, şehrimizin vizyonunu büyütecektir.