GENÇLİĞE ŞEFKATLE YOL GÖSTERMEK

Akşamları Bolu caddelerinde yürürken kafelerin gençlerle dolu olduğunu görüyorum. Onları seyrederken içim sızlıyor. Çünkü her birinin yüzünde büyük bir gelecek, her birinin yüreğinde tükenmemiş bir umut var. Fakat bu güzel enerji doğru yere akmadığında insan üzülmeden edemiyor.

Gençlik, Allah’ın insana verdiği en büyük sermayedir. Bu sermaye kahve masalarında, telefon ekranlarında, boş sohbetlerde eriyip giderse hem genç kaybeder hem toplum kaybeder. Oysa aynı gençler bir kursun kapısından girse, bir ustanın yanına çırak olsa, bir kitabın sayfalarını çevirse bambaşka ufuklara yelken açabilir.

Bugün her köşeye üniversite açılması, çocukların adeta yarış atı gibi diplomaya koşturulması da bizi düşündürmelidir. Yapay zekânın ve robotların hızla geliştiği bir dünyada birçok meslek ya değişecek ya da tamamen ortadan kalkacak. Sadece diploma ile yetişen, elinde gerçek bir becerisi olmayan gençler yarın masa başında iş bulamadığında ne yapacak? İşte asıl korkmamız gereken nokta burasıdır.

Avrupa’da dikkatimi çeken güzel bir uygulama var. On altı yaşından sonra gençleri yapabilecekleri küçük işlere alırlar. Çok para vermezler; fakat o gençler çalışırken insan ilişkilerini öğrenir, sorumluluk alır, kazandığı üç beş kuruşun kıymetini anlar. Hayatın sadece kitaptan ibaret olmadığını, emeğin insanı nasıl olgunlaştırdığını bizzat yaşayarak görürler. Bizim gençlerimizin de erken yaşta hayatla buluşmaya, alın terinin terbiyesini tatmaya ihtiyacı vardır.

Yirmi beş yaşına gelmiş, emeğin tadını tatmamış, üretmenin sevincini yaşamamış bir gencin umutsuzluğa düşmesi kolaydır. Biz büyükler buna seyirci kalamayız. Her genci aynı kalıba sokmak yerine kabiliyetine göre yönlendirmek zorundayız. Kimi iyi bir teknisyen olur, kimi sanatkâr, kimi çiftçi, kimi ilim insanı… Yeter ki genç kendini değerli hissetsin.

Ailelere büyük görev düşüyor. Çocuklarımızın elinden tutup onlara yol göstermeliyiz. Belediyeler gençlerin gideceği kütüphaneler, atölyeler, spor ve kültür merkezleri açmalıdır. Üniversiteler bu duruma çareler üretip projeler gerçekleştirmeli. Gençlere sadece teori değil hayat becerisi kazandırmalıdır. Bir genci kötülükten korumanın en güzel yolu ona iyiliğin kapısını açmaktır.

Son günlerde toplumda gördüğümüz taşkınlıkların, ahlaki savrulmaların temelinde çoğu zaman yönsüzlük var. Medyanın da çok olumsuzlukları var. Medya da ayrı üzerinde durulması gereken ülkemiz için büyük sorun. Boşta kalan enerji insanı yanlış limanlara sürükler. Bizim vazifemiz o enerjiyi hayra çevirmektir. Nasihatle, sevgiyle, sabırla gençlerin yanında durmaktır.

Unutmayalım; bugünün gençleri yarının Türkiye’sidir. Onları kınamak yerine anlamalı, itmek yerine kucaklamalıyız. Bolu’nun akşamlarında gördüğüm o kalabalığın içinden nice güzel insan çıkacağına inanıyorum. Yeter ki biz onlara güvenelim ve doğru yolu gösterelim.