Bir öğretmenin, kendi öğrencisi tarafından öldürülmesi yalnızca bir cinayet değildir. Bu olay, toplumun vicdanına saplanan bir bıçaktır. Çünkü öğretmen; bilgi veren, yol gösteren, insan yetiştiren kişidir. Böyle bir insanın şiddetin hedefi olması, yalnızca bir hayatın kaybı değil, aynı zamanda eğitime ve insanlığa vurulmuş ağır bir darbedir.
Ne yazık ki zaman zaman öğretmenlerin öğrencileri tarafından öldürüldüğüne dair acı haberler duyuyoruz. Yakın geçmişte yaşanan olaylar hâlâ hafızalarımızdadır.
Fatma Nur Çelik 17 yaşındaki öğrencisi tarafından bıçaklanarak katledildi. Fatma öğretmen, geçen sene uyarmış ve tehlikeye dikkat çekmişti. Dedikleri dikkate alınsaydı bugün hayatta olacaktı.
Üniversitede görev yapan genç akademisyen Ceren Damar, okul müdürü İbrahim Oktugan ve benzeri acı olaylar, eğitim camiasını derinden sarsmıştır. Bu tür kayıplar yalnızca bir öğretmenin kaybı değildir; toplumun geleceğine vurulan bir darbedir.
Okul, güvenin ve saygının hâkim olduğu bir yer olmalıdır. Eğer okulda şiddet ortaya çıkıyorsa, bunun arkasında çoğu zaman aile, çevre ve toplumsal sorunların izleri vardır. Eğitimin en önemli ayağı ailedir. Aile olmadan eğitim başarıya ulaşamaz. Çocuk hayata ilk adımını aile içinde atar; değerleri, davranışları ve insanlara bakışı önce ailede şekillenir.
Bu nedenle okullarda rehberlik servisleri, öğretmenler ve idareciler velileri yakından tanımalıdır. Ailelerin yaşadığı sosyal, ekonomik veya psikolojik sorunlar erken dönemde fark edilmelidir. Problemli aileler ve risk altındaki çocuklar tespit edilerek onları topluma kazandırmak için özel çalışmalar yapılmalıdır. Velilere yönelik eğitim programları düzenlenmeli, ailelerin eğitime aktif katılımı sağlanmalıdır. Çünkü bilinçli bir veli, çocuğun en güçlü rehberidir.
Bunun yanında medyanın da çocuklar üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Televizyonlarda ve dijital platformlarda sıkça yer alan şiddet içerikli programlar, mafya dizileri ve sürekli vurma-kırma sahnelerinin gösterildiği yapımlar, genç zihinleri olumsuz etkileyebilmektedir. Şiddetin adeta normal bir davranış gibi sunulması, özellikle kişilik gelişimi tamamlanmamış gençler üzerinde yanlış örnekler oluşturabilmektedir. Bu nedenle medya kuruluşlarının da toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.
Okullar yalnızca bilgi veren kurumlar değil, aynı zamanda insan yetiştiren yerlerdir. Çocuklara akademik bilgi kadar; saygıyı, merhameti ve insan hayatının değerini de öğretmek gerekir. Öğretmenin kıymetini bilen bir nesil yetiştirmek, toplumun huzuru için hayati bir meseledir.
Bir öğretmenin hayatını kaybetmesi yalnızca bir insanın ölümü değildir; bir emeğin, bir idealin ve bir umudun yaralanmasıdır.
Aile, okul, medya ve toplum el ele vererek şiddetin köklerini kurutarak bu acılar biter.
O zaman toplumun kalbine saplanan bu bıçağı çıkarabilir ve eğitimi yeniden güven, saygı ve sevgi üzerine kurabiliriz. Çünkü öğretmenini koruyan toplum, aslında kendi geleceğini korumuş olur.
14 Mart 2026
Şükrü Karataş