İÇ CEPHEYİ SAĞLAMLAŞTIRMADAN ZAFER OLMAZ
Bir ülke yalnızca sınırlarıyla var olmaz. Haritalar üzerinde çizilen çizgiler, tanklarla, toplarla, uçaklarla korunabilir. Ama bir milletin ruhunu koruyacak olan ne çeliktir ne barut… Onu ayakta tutan şey, içerideki sağlamlıktır.
Bugün sıkça savunma sanayiinden söz ediyoruz. Yerli üretimden, teknolojiden, caydırıcılıktan… Elbette bunlar bir devlet için hayati önemdedir. Güçlü bir dış cephe olmadan bağımsızlık korunamaz. Fakat tarihin bize öğrettiği bir hakikat vardır: İçerisi zayıfsa, dışarıdaki surlar ne kadar yüksek olursa olsun bir gün aşınır.
İç cephe;
Bir annenin evladına verdiği terbiyedir.
Bir öğretmenin sınıfta kurduğu cümledir.
Bir gencin kalbine düşen idealdir.
Bir gazetenin attığı manşettir.
Evet, basın ve yayın bu iç cephenin en önemli unsurlarından biridir. Çünkü artık en büyük sınıf, ekranların arkasındadır. Televizyonlar, haber siteleri, sosyal medya platformları… Her biri görünmez birer öğretmen gibi çalışmaktadır.
Her akşam evlerimize hangi haber giriyorsa, çocuklarımızın zihninde de o dünya kuruluyor.
Eğer sürekli kavga, cinayet, ihanet, çürüme ve umutsuzluk manşet oluyorsa; toplum yavaş yavaş “herkes kötü” zannına kapılır. Sürekli karanlık gösterilen bir yerde, insanlar ışığın varlığını unutmaya başlar.
Oysa bu topraklarda karanlıktan çok ışık vardır.
Bir köy öğretmeninin sobayı yakıp öğrencisini beklemesi…
Bir gencin yaşlı komşusuna her gün ekmek götürmesi…
Bir esnafın siftahı komşusuna bırakması…
Bir öğrencinin azimle kitaplara sarılması…
Bunlar da haberdir. Ama manşet olmazlar.
Oysa iç cepheyi kuvvetlendirecek olan; işte bu iyiliklerin görünür olmasıdır. Çünkü toplum moral ile ayakta durur. Moral çökerse, en güçlü teknoloji bile ruhsuz kalır.
Savunma sanayii birinci orduysa; kültür, eğitim ve basın ikinci ordudur. Hatta bazı zamanlarda birinciden daha belirleyicidir. Çünkü savaş artık yalnız sınırda değil, zihinlerde verilmektedir.
Gençlerimize sürekli lüks hayatları, gösterişi, tüketimi, kolay başarıyı gösterirsek; sabrı, emeği ve alın terini geri plana itersek; iç cephede sessiz bir çözülme başlar. Aile bağları gevşer, değerler sıradanlaşır, umut azalır.
Oysa bir milletin en büyük gücü tankı değil; karakteridir.
İç cephe güçlü olursa:
Krize dayanır.
Provokasyona kapılmaz.
Kutuplaşmaya teslim olmaz.
Umudunu kaybetmez.
Basının görevi kötüyü saklamak değildir. Ama kötüyü büyütmek de değildir. Eleştiri elbette yapılacaktır. Ancak eleştiri yıkmak için değil, düzeltmek için olmalıdır. Haber, toplumu karamsarlığa sürükleyen bir çekiç değil; bilinçlendiren bir ayna olmalıdır.
Bizim medeniyetimiz “iyiliği yaymayı” öğütler. Kültürümüz merhameti, dayanışmayı, kanaati yüceltir. Eğer yayın politikaları kendi temel kültür ve değerlerimizle uyumlu olursa; toplumda bir güven iklimi oluşur. Güven olan yerde ise birlik vardır.
Unutmayalım: İç cephe yalnızca askerî bir kavram değildir. O; ahlâkın, kültürün, eğitimin ve medyanın ortak alanıdır. Burada açılan bir gedik, sınırdaki en güçlü surdan daha tehlikelidir.
Dış cephede teknolojiye yatırım yaparken, iç cephede değerlerimize yatırım yapmalıyız. Çocuklarımızın zihnini korumalı, gençlerimizin umudunu beslemeli, iyiliği görünür kılmalıyız.
Çünkü bir millet önce içeriden çöker, sonra dışarıdan yenilir.
Ve biz, iç cephemizi tahkim etmeden kalıcı bir zafer kazanamayız.