(Berat Kandilinde, Ameller Arz Edilirken Bizler Neredeyiz?)
Takvimler ilerlerken bazı aylar vardır; dikkat çekmez, manşet olmaz.
1447 Hicri yılı, Şaban Ayı onlardan biridir. Sessiz gelir, sessiz durur, sessizce öğretir. Bu sene Berat gecesini, (15 Şaban 1447), 2 Şubat 2026 Pazartesi gecesi idrak edeceğiz.
Dikkat edenler için sesi yüksektir. İnsanın kalbine kadar ulaşır.
Recep ile Ramazan arasındadır.
…
Ehlisünnet âlimlerinin naklettiği doğru ve net bilgilere göre: Şaban ayı hazırlık zamanıdır. Ruhun Ramazan’a hazırlanması, niyetin toparlanması, kalbin yüklerinden arınmasıdır.
Bir bakıma insanın kendisiyle karşılaştığı, baş başa kaldığı bir iç duraktır.
Gaflet Arasında Bir Ay
Peygamber Efendimiz ’in (Sallallahü Aleyhi Vesellem) bu ayda diğer aylara göre daha fazla oruç tutması boşuna değildir. “İnsanların gaflet ettiği bir ay” buyurur.
Gaflet… Bugünün insanına ne kadar tanıdık bir hâl. Hızlıyız, meşgulüz, yorgunuz. Ama çoğu zaman farkında değiliz.
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resullulah efendimiz buyurdu ki:
(Şaban öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesaî]
Şaban Ayı, işte tam bu noktada insanın omzuna dokunur ve şu soruyu fısıldar: Ameller arz edilirken sen neredesin?
Bu soru yüksek sesle sorulmaz. Ama cevabı gecikirse, insanı içten içe kemirir.
Bir Yılın Hesabı
Şaban’ın on beşinci gecesi… Berat Gecesi. Burada durmak gerekir. Çünkü bu geceyle ilgili aktarılanlar insanı şaşırtır, hatta ürpertir.
Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu hâlde, neden Berat Gecesi'nde çok ibadet ettin?) diye sordu. Cevabında buyurdu ki:
(Şükreden kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye]
…
Hayatın bir yıllık bilançosu.
Bu cümle romantik değildir. Teselli cümlesi hiç değildir. Son derece gerçek ve sarsıcıdır. Çünkü mesele kandil gecesi alışkanlığı değil, hayatın kendisidir. Önümüzdeki yıl kimin evine bir beşik girecek, kimin sofrasında bir tabak eksilecek, kimin adı bir defterden silinecek…
Biz hâlâ günlük telaşlarla oyalanırken, bir yerde hayatın hesabı çıkarılmaktadır.
Belki de bu yüzden bu gece “Berat” adını almıştır. Temize çıkmak. Hafiflemek. Yüklerden kurtulmak. Ama bu kurtuluş, gösterişle değil; kini bırakmakla, affa yönelmekle, kalbi yumuşatmakla mümkündür.
(Allahü teâlâ Berat gecesinde, kâfirler hariç, müminleri mağfiret eder. Kindarları da, bu huylarını bırakıncaya kadar mağfiret etmez.) [Taberani, Beyheki]
Çünkü rahmet kapıları geniştir; fakat kinle daraltılmış kalplerden içeri girmek istemez.
Yön Gösteren Sessizlik
Şaban Ayı bir muhasebe zamanıdır. Kaza namazlarıyla, ertelenmiş tövbelerle, yarım bırakılmış borçlarla yüzleşme zamanıdır. “Ramazan gelsin, başlarız” cümlesinin sessizce geçersiz kaldığı bir aydır. Çünkü hazırlık yapılmadan bayrama misafir olunmaz.
Ehlisünnet Âlimlerinin yüzyıllardır peygamber efendimiz zamanından hiç bozulmadan, bir şey eksiltmeden, bidat karıştırmadan naklettiği ilimlere göre: Recep’te tohum atılır, Şaban’da sulanır, Ramazan’da mahsul alınır.
…
Bu ayın ruhu hâllerde gizlidir. Hasan-ı Basri’nin (rahmetullahi aleyh) Şaban ortasında yüzünün solması bundandır. “Günahım affedilmezse hâlim nice olur?” diye düşünen bir kalbin rengi soluk olur.
Şaban Ayı, bu uyuşukluğa karşı nazik ama derin bir uyarıdır.
Berat Gecesi bize, kaderin hangi satırında durduğumuzu fark etme imkânı verir.
İbadet ve dua ederiz, iyilik yaparız, kinimizi bırakırız. Çünkü bazen değişen insanın kalbidir. Kalp değişince yol da değişir.
Peygamber efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” Berat Gecesi'nde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve la şakiyyâ) duasını çok okurdu.
Bizlerde okumalıyız.
Bu gece ehlisünnet vel cemaat yolunu itikat ve ameli bilgileri tam ilmihal kitaplarından öğrenmek, günümüze kadar çok net açık olarak gelen, sevilen, örnek alınan Silsile-i Aliye büyüklerinin isimlerini okumak ve hayatlarını araştırmak, kaza namazları kılmak, aile efradına merhametli davranmak, müslümanları tebrik etmek, gündüzünde oruç tutmak, sadaka vermek, fakir fukarayı, yetim ve öksüzleri sevindirmek, Kur’an-ı kerim okumak, özellikle Rabbenâ âtinâ ve Âmenerresûlü’yü çok okumak, güzel koku sürünmek, Allahü teâlâya hamd ve şükretmek, ölmüşlerimizin kabirlerini ziyaret etmek veya onlara dualar etmelidir.
Şaban Ayı yön gösterir. Bir pusula gibidir. Kaybolmuş kalplere “buradasın” der.
Sessizdir ama boş değildir. Ve bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, tam da böyle bir sessizliktir.
Hakikatin Eşiğinde: Ölüm Bir Son Durak mı?
İnsanoğlunun modern çağdaki en büyük yanılgısı, ölümü bir "son durak" veya hayatın akışını bozan steril bir "arıza" sanmasıdır. Oysa hakikat, İmam-ı Rabbani (rahmetullahi aleyh )Hazretleri’nin o sarsıcı uyarısında gizlidir: "Ölmek yok olmak değil; asıl felaket, öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir." Bu ifade, sadece bir sonun habercisi değil, hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair en gerçekçi pusuladır.
Sahte Sığınaklar ve Hafıza Kaybı
Bugün "çağdaşlık" maskesi altında sunulan en büyük yanılgı, insanın kendi köklerinden koparılarak sadece yatay bir düzleme hapsedilmesidir. Modern dünyanın gürültüsü içinde insan, inkârı bir sığınak; vicdanını uyutmayı ise bir konfor alanı sanıyor. Kendisine nefesinden yakın olan "En Sevgili’ yi" unutmayı özgürlük, O’ndan kaçmayı ilericilik zanneden bu tavır, aslında derin bir hafıza kaybıdır. İnsan, kendi varoluş hikâyesine ihanet ettikçe özgürleşmez, aksine dikey boyutunu yitirerek kendi karanlık kuyusunda kaybolur.
İçi Boşaltılmış Teselliler: Ölüm sonrasında uyunacak sanmak.
Her gün ünlü-ünsüz birileri aramızdan ayrılıyor; kimi görkemli törenlerle, kimi sessizce... Ancak görüyoruz ki en hızlı çürüyen şey beden değil, hatırlanma duygusu. Toprak henüz soğumadan dökülen o meşhur cümleler —"Işıklar içinde uyu", "Yıldızlar yoldaşın olsun"— ölümü yumuşatmıyor; aksine hakikati ikinci kez gözlerden kaçırıyor.
Sanki bir hesap günü yokmuş, mizan kurulmayacakmış ve sonsuz bir hayat başlamayacakmış gibi sergilenen bu tavır, sadece gideni değil, geride kalanların hakikat umudunu da toprağa gömüyor.
Metafizik derinliği olmayan her teselli, hayatı anlamsız bir tesadüfe, ölümü ise ebedi bir sessizliğe mahkûm ediyor.
Felaket Belirsizliktedir
Ölüm bir yok oluş değil, bir yer değiştirmedir. Asıl facia, kapı kapandığında arkasında ne olduğunu merak etmemek, o büyük buluşmaya hazırlıksız yakalanmaktır. Unutmak uyuşturur ama kurtarmaz; yüzleşmek ise zordur fakat diriltir.
Zaman, bir kum saati gibi sessizce tükeniyor ve uyanmak istemeyenleri beklemeyecek kadar hızlı akıyor. Ana sermayemizden giden her parça bizi o büyük eşiğe yaklaştırırken unutmamalıyız: İnsan unuttukça küçülür, ancak ötesini idrak edip o büyük yüzleşmeye hazırlandıkça derinleşir.
Berat Kandili/ Gecesi, tarihi net bellidir. insanın kendine dürüstçe baktığı bir duraktır.
Hayat koşarken biriktirdiklerimizi, ihmal ettiklerimizi ve kırdıklarımızı fark etme gecesidir.
Berat gecesinde, uzun listeler, büyük sözler gerekmez; samimi bir tövbe, içten bir dua başlangıç için yeter. Bugün değişmeye niyet etmek, yarına bırakmaktan daha gerçektir.
Boş geçirilen bir gece değil, fark edilmeden geçen bir ömür ağırdır.
Berat Gecesi, yük hafifletmek için sessiz ama güçlü bir fırsattır.
Kaynaklar:
Mektubat- (İmamı Rabbani mektubatı) (Hakikat Kitap evi Yayınları)
İman ve İslam Kitabı
İslam Âlimleri Ansiklopedisi
Kıyamet ve Ahiret Kitabı (Hakikat Kitap evi Yayınları)