Çocukların Vitrininden Yetişkinlerin Marketine...

Bolu Voleybol Midi Kadınlar İl Birinciliği müsabakalarını, büyük bir keyif, neşe ve heyecanla, ancak bir o kadar da derin bir kederle takip ettim.

Sahada teknik anlamda harikalar yaratan, çok özel kız sporcular, boyundan büyük işler başaran çocuklar, gelecek vaat eden sporcular gördüm.

Geleceğin milli yıldız adaylarını andıran pırıl pırıl evlatlarımızla gurur duydum.

Onları yetiştiren öğretmenleri, destekleyen ebeveynleri yürekten tebrik ediyorum.

Ve Fakat

Spor galiba çocukların vitrini olmaktan çıkmış, yetişkinlerin marketi olmaya doğru evrilmiş görünüyor.

· Sevinçten değil, korkudan ağlayan sporcu mu olur ya!

Maalesef, madalyonun diğer yüzü, sporun ve çocuk psikolojisinin ruhuna aykırı bir manzarayı karşımıza çıkardı.

· Gördüklerim karşısında şu soruyu sormadan duramadım!

Spor gerçekten çocukların yeteneklerini sergilediği bir vitrin mi, yoksa yetişkinlerin egolarını pazarladığı bir market mi?

Bir Yetiştirici "Her Şey" Olmaya Çalışırsa, Çocuk "Hiç" Olur

Bu genç sporcularımızı, onların fedakâr ebeveynlerini, gece gündüz emek veren yetiştirici hocalarını, beden eğitimi öğretmenlerini ve tüm paydaşları yürekten tebrik ediyorum.

· Burada hiçbir sıkıntı, beis, yeis, kafa karıştırıcı bir durum yok.

Emek var, mesai var, alın teri ve akademik birikim var.

Bu yaş grubunda böylesine kaliteli bir seviye görmek, Türk voleybolunun altyapı geleceği adına gerçekten umut verici.

· Ancak izlediğim müsabakalarda bazı sahneler içimi burktu ve sporun asıl amacını sorgulatacak nitelikteydi.

Turnuvanın çocukların vitrini olmaktan çoktan çıktığını, yetişkinlerin piyasası, ego arenası haline geldiği fikrine kapılmaktan buna tanıklık etmekten üzüntü duydum.

· Bir takım illa kazanmak için mi? sahaya çıkar.

Neden taburede oturan çocuklara da bir şans verme cesaretini gösteremiyoruz.

İller arası bir turnuva mı bu. Bu kadar abartmaya, gönül kırmaya, çocuklara travma yaşatmaya kimin hakkı var..

Sonuçta hepsi bu şehrin, bu mahallenin çocukları..

O diil de!

Müsabakalarda gördüğümüz bazı "kenar yönetimleri" ve/veya yardımcıları maalesef antrenörlük tanımının çok ötesine geçmiş durumda.

Bir yetiştirici düşünün ki; aynı anda hem hakem, hem antrenör, hem amigo, hem taraftar, hem güvenlik görevlisi, hem de gözlemci…

Bu yetmezmiş gibi nobran bir tavırla tribünlere oynuyor, haddini aşıyor ve ortamı sürekli kaşıyor.

Hiçbir kişiyi, kurumu kast ederek söylemiyorum.. Artık şunu net bir şekilde idrak etmeliyiz;

· Verdiğiniz emek, akademik bilginiz ve mesleki kariyeriniz, egolarınızın ve hırsınızın gölgesinde kalıyor.

İzlerken çektiğim fotoğraflardan biri bu..

Voleybol, arada filenin olduğu, nezaketin ve estetiğin ön planda tutulduğu bir salon sporudur.

Aradaki o file sadece fiziksel teması engellemek için değil, aynı zamanda tarafların birbirine olan saygısını korumak içindir.

Biz voleybolun temassız ruhunu, yetişkinlerin temas dolu hırslarına kurban mı ediyoruz?

Hakemlik Müessesesi ve İletişim Kazaları

İzlediğim bahse konu müsabaka sırasında yardımcı kenar yönetiminin, masa hakemine yönelik taciz boyutuna varan söylemleri spor etiğiyle asla bağdaşmamıştır.

Daha da vahimi; bir hakemin, yetkisini ve kural kitabını işletmek yerine, bu agresifliğe karşılık vererek polemiğe girmesidir.

Hakem, sahadaki adaletin temsilcisidir; bir tarafın hırslarına ortak olan veya onlarla laf dalaşına giren bir figür değildir.

Bu durum, çocukların gözünde "kural" ve "otorite" kavramlarını yerle bir etmiştir.

Şahsi Rekabetlerin Gölgesinde Kalan Çocuklar

Bu yazımı kaleme almadan önce çok kişi ile görüştüm, fikirlerini aldım, kısa anekdotlar edindim, fısıltılara kulak kesildim.

Yetiştiricilerin kendi aralarındaki mesleki rekabetin, kurumsal şikayetlere ve şahsi husumetlere evrildiğini görmek spor kültürümüz adına büyük bir kayıp ve ayıp…

Yetişkinlerin bitmek bilmeyen bu güç savaşı, farkında olmadan çocukların masum dünyasına sızmaktadır.

Kazanma hırsının bu denli körü körüne yüceltilmesi, 10-12 yaşındaki kız çocuklarımız arasında akran zorbalığına zemin hazırlamış olabilir.

Takım arkadaşı hata yaptığında ona sarılması gereken çocuk, antrenöründen gördüğü öfkeyi arkadaşına yansıtıyorsa, biz orada sporcu değil, "başarı makinesi" yetiştiriyoruz demektir.

Kariyer Basamakları mı, Gelişim Engelleri mi?

Bu çocuklar henüz "yarışma" değil, "yetiştirilme" evresindeler.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın alt yaş gruplarındaki sporcu yetiştirme projelerinin temel muradı, çocukları topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırmaktır.

Henüz kariyer kelimesinin anlamını bilmeyen, oyun çağındaki "bebelerin" ruhsal gelişimine verilen bu zararı hangi kupa telafi edebilir?

Bir çocuğun galibiyet sevinciyle değil, "hata yaparsam ne olur" korkusuyla ağlamasına sebep olan bir sistemin sporla ilgisi yoktur.

· Açık ve net söylüyorum;

Bu ahval sürdüğü müddetçe “sporun da sporcunun da yatacak yeri yok” diye düşünürüm.

Sonuç Olarak: Rol Model Olma Sorumluluğu

Başta antrenörler, beden eğitimi öğretmenleri ve ebeveynler olmak üzere, tüm paydaşların tek bir amacı olmalıdır:

· Doğru rol model olmak.

Egonuzu, ofansif tarzınızı ve kontrolsüz heyecanınızı o salonun kapısında bırakın.

Bu çocukların psikolojisini bozmaya, onları spor sahalarından ürkütüp kaçırmaya kimsenin hakkı yok.

Lütfen, o küçük kalpleri korkutmayın, ağlatmayın.

Bırakalım voleybol sadece bir oyun olarak kalsın;

Zira; o çocukların sağlıklı bir geleceğe dönüşümü, sizin sezonluk şampiyonluklarınızdan çok daha kıymetlidir.

Bu yaşlarda hedef yarışma kazanmak değil;

· Doğru teknik öğrenmek,

· Takım ruhu geliştirmek,

· Sporu bir yaşam biçimi haline getirmek,

· Kendine güven ve özsaygı inşa etmektir.