BALIN LANETİ ORTADOĞUNUN YAĞMALANAN KOVANI
Doğanın acımasız bir gerçeği vardır: Bal kokusunu alan ayı, kovanın etrafında dolaşır, sabırla bekler ve sonunda o kovana çöker. Arıların emeği, ayının gücüne yenik düşer. Bu, yalnızca bir hayvan davranışı değil; güç ile emek arasındaki kadim mücadelenin sembolüdür.
Ayı, bala âşık değildir… Bala hükmetmeye âşıktır.
Kovanı parçalar, arıları ezer, emeği hiçe sayar. Çünkü bilir; güç, çoğu zaman hakkın önüne geçer.
Bu kez kovan; petrol kuyuları, arılar; o toprakların insanları, ayılar ise küresel güçlerdir.

Bugün aynı vahşet, daha organize, daha sistemli ve daha soğukkanlı bir şekilde
Ortadoğu coğrafyasında sahneleniyor.
Ama bu kez pençeler diplomasi,
dişler ekonomi,
post ise “medeniyet” maskesiyle örtülüdür.
Petrol…
Modern dünyanın kara balı.
Uğruna sınırların çizildiği, haritaların yeniden boyandığı, devletlerin parçalandığı bir servet.
Ne zaman bir damla petrol fışkırsa, o toprağın kaderine bir damla gözyaşı karışıyor.
Büyük güçler, bu coğrafyaya yatırım yapmaz; hesap yapar.
Barış getirmez; denge kurar.
Dostluk kurmaz; bağımlılık üretir.
Ve en acısı…
Bunu çoğu zaman “özgürlük”, “demokrasi” ve “istikrar” gibi süslü kelimelerin arkasına saklayarak yapar.
Sorulması gereken soru artık şudur:
Bu bir paylaşım mı, yoksa açık bir yağma mı?

Çünkü ortada bir gerçek var:
Silahların gölgesinde yapılan hiçbir anlaşma meşru değildir.
Ve petrolün aktığı yerde kanın akması tesadüf değildir.
Oysa gerçek soru şudur: Bu kovan kimin?
Toprağın altında yatan zenginlik, o toprağın üstünde yaşayan insanların hakkı değil midir? Eğer öyleyse, neden bu insanlar kendi kaynaklarının efendisi olamıyor?
Bu coğrafyanın insanı yıllardır aynı kaderi yaşıyor:
Kendi toprağında misafir, kendi zenginliğinde seyirci olmak…
Oysa asıl trajedi dışarıdan gelen ayılar değil;
içeride birbirine düşen arılardır.
Birlik dağıldığında, kovan savunmasız kalır.
Ve o an, en vahşi pençe bile kendini haklı görür.
Bugün Ortadoğu’nun ihtiyacı petrol değil;
şuurdur, birliktir, iradedir.
Çünkü bilinçsiz zenginlik, sahibini güçlü kılmaz; hedef hâline getirir.
Aynı problemler ülkemiz için de geçerli…
Ve unutulmamalıdır:
Bir gün gelir, yağmacılar gider…
Ama geride kalan yıkım, nesiller boyunca konuşulur.
Ortadoğu’nun kaderi, yalnızca petrol kuyularında değil; bilinçte, birliktelikte ve adalet arayışında gizlidir. Eğer arılar birlikte hareket ederse, en güçlü ayıyı bile kovandan uzak tutabilir.
Eğer bu kovan korunmazsa,
sadece bal değil,
bir medeniyet de yok olup gidecektir.
Mesele sadece petrol değil, mesele adalettir.
Ve tarih bize şunu öğretmiştir: Adaletin olmadığı yerde ne bal kalır, ne de huzur.
Balın cazibesi ile gelen güç, bazen bir düzeni altüst eder.
Not: fotoğraflar, Bees: More Than Just a Sweet Connection’dan alınmıştır.