“FUTBOLUN ÖNÜNE GEÇEN KARARLAR”
08 Şubat 2026 akşamı Manisa’da oynanan Manisa FK – Boluspor karşılaşması, skorundan çok hakem yönetimiyle gündeme geldi.
Türk futbolunda bu tür maçlara artık şaşırmıyoruz. Çünkü sahadaki oyundan çok, verilen kararları konuşur hâle geldik.
Manisa FK – Boluspor maçında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Karşılaşmanın Rize Bölgesi üst klasman hakemi Metoğlu’nun verdiği kararlar, maçın gidişatını doğrudan etkiledi.
Maçın Kırılma Anı ve Sonrası
Özellikle 63. dakikada Vargas’a yapılan müdahale sonrası gösterilen kırmızı kart, maçın kırılma anı oldu.
Pozisyon, “son adam” ve “bariz gol şansı” kriterleri açısından açık şekilde tartışmalıydı. Vargas, son adam değildi..
VAR sistemi de bu nedenle devreye girerek hakemi ekrana çağırdı. VAR incelemesine rağmen kararın değiştirilmemesi, maçın ardından en çok konuşulan konu hâline geldi.
Kararlılık mı?
Evet.
Karar doğru mu?
Hayır.
Hakemlikte kararlılık elbette önemlidir. Ancak bu kararlılığın doğru değerlendirmelerle desteklenmesi gerekir.
Aksi hâlde kararlılık, tartışmayı ortadan kaldırmaz; tam tersine büyütür.
Boluspor Teknik Direktörü Erdal Güneş’in maç sonrası sözleri aslında durumu özetliyordu. “Umarım hayatı boyunca bütün kararlarında bu kadar kararlıdır” ifadesi, futbol kamuoyunda geniş yankı buldu. VAR incelemesine rağmen kararın korunması, Türk futbolunda uzun süredir tartışılan hakem profiline dair eleştirileri yeniden gündeme getirdi. Ekran varken dahi farklı yorumların yapılabilmesi, yetki kullanımının tutarlılığı konusunda soru işaretlerini artırdı.
Skor tabelası Manisa FK’nin 4–1’lik galibiyetini gösterse de sahada konuşulması gereken futbol değil, hakem kararları oldu.
Futbolun önüne geçen her hakem tartışması, ligin güvenilirliğine zarar verir. Mesele bir takımın kazanması ya da kaybetmesi değil, adalet duygusunun korunup korunmadığıdır.
Federasyonun ve hakem otoritelerinin bu noktada durup düşünmesi gerekiyor. VAR gibi bir sistem varken, benzer pozisyonlarda farklı kararların çıkması futbolseverin kafasını karıştırıyor. Bu durum, yalnızca tek bir maçın değil, genel hakemlik anlayışının sorgulanmasına neden oluyor.
İşin bir de yapısal boyutu var. Hakem dağılımları ve klasman yapıları yıllardır tartışılıyor. Bazı illerden üst klasmanlarda yoğun temsil bulunurken, bazı şehirlerin bu düzeyde sınırlı temsil edilmesi dikkat çekiyor. Kimse “bölge” tartışması yapmak istemez; ancak adalet duygusu zedelendiğinde bu sorular kendiliğinden soruluyor.
Bu noktada insanın aklına Nasreddin Hoca’nın (radyallahü anh) meşhur hikâyesi geliyor:
Zamanın birinde Bilge ve alim, Nasreddin Hoca bir köye gitmiş. Köye girerken bütün köpekler birleşip havlamaya başlamış. Hoca şaşkın ve korku içinde kalmış. Bakmış ki köylüler köpeklerine sahip çıkmıyor. Çaresizce yerden bir taş alıp köpeklere atmak istemiş. Ancak hangi taşa el atsa yerinden oynatamamış. Bunun üzerine Nasreddin Hoca şöyle demiş:
“Bu ne biçim memleket? Taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar!”
Bugün Türk futbolunda da benzer bir algı oluşmuş durumda. Kurallar var ama uygulanışı tartışmalı. Sistem var ama güven zayıf.
Bir başka örnek de Napolyon’dan verelim.
Savaşın kaybedildiğini öğrenen Napolyon, generallerini toplar ve sorar:
“Söyleyin bakalım, savaşı neden kaybettik?”
Generaller korku içinde cevap verir:
“Bir, barut bitti!”
“İki……”
Napolyon bu cevaptan sonra generali durdurur ve şöyle der:
“Tamam, gerisini saymana gerek yok.”
Bazen tek bir neden, yaşanan tartışmaların neden bu kadar büyüdüğünü anlatmaya yeter.
Türk futbolunda bugün konuşulan birçok sorunun merkezinde, hakem performanslarına yönelik ciddi bir güven problemi bulunmaktadır.
Yıllardır aynı başlıklar konuşuluyor: eğitim, denetim, uygulama birliği ve karar standartları.
Sorun yalnızca teknik yeterlilik meselesi değil; sahadaki adalet duygusunun zedelenmesidir. Adalet duygusu kaybolduğunda futbol da inandırıcılığını kaybeder.
Türk futbolunun ihtiyacı; maçların hakemlerle değil, oyunla konuşulduğu bir düzen. Aksi hâlde her hafta aynı yazıları yazmaya, aynı tartışmaları yaşamaya devam ederiz.
Bu noktada futbolseverlerin doğal olarak farklı liglere yönelmesi şaşırtıcı değildir. İspanya La Liga, İngiltere Premier Lig, Almanya Bundesliga gibi organizasyonlarda hakem kararlarının oyunun önüne daha az geçtiği algısı, izleyiciyi oraya çekmektedir.
O maçları izleyen biri için, Manisa – Bolu karşılaşmasının oyun planını ya da futbolcuların performansını konuşmak zorlaşmaktadır.
Sonuç olarak mesele yalnızca bir maç değildir.
Mesele, güven duygusudur. Güven yeniden inşa edilmeden, skorlar değişse de tartışmalar değişmeyecektir.