Bir ülkenin en güçlü harcı, farklılıklarını çatışma sebebi değil, zenginlik olarak görebilme iradesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal yapısı da bu gerçeklik üzerine kuruludur. Bu topraklarda yüzyıllardır farklı kimliklerden insanlar birlikte yaşamış; sevinci de acıyı da ortak paylaşmıştır. Bu ortaklığın en görünür sembolü ise bayraktır. Bayrak, üst kimliktir; hepimizi aynı çatı altında birleştiren ortak değerdir.
Elbette geçmişte istenmeyen durumlar yaşanmıştır. Toplumsal hafızada derin izler bırakan acılar, yanlış uygulamalar ve güvensizlik dönemleri olmuştur. Ancak toplumlar zamanla öğrenir, insanlar bilgilendikçe demokrasi güçlenir. Bugün gelinen noktada, yaşananlardan ders çıkararak daha olgun ve kapsayıcı bir toplumsal anlayışın oluştuğunu görmek mümkündür. Demokrasiye katkı sağlamanın yolu ise bu birlikteliği korumaktan geçer.
Bugüne kadar Kürt vatandaşlarımızla çözülemeyecek bir toplumsal sorun yaşanmamıştır. Türkiye’nin her köşesinde; Ankara’da, İstanbul’da, Bolu’da ve ülkenin dört bir yanında Kürt vatandaşlarımız hayatın içindedir. Devlet kademelerinde görev almışlar; valilik, bakanlık, başbakanlık ve generallik gibi sorumluluklar üstlenmişlerdir. Bu tablo, Türkiye Cumhuriyeti’nin kapsayıcı yapısının ve ortak vatandaşlık bilincinin açık bir göstergesidir.
Devletin özellikle Doğu Anadolu’ya yaptığı büyük yatırımlar da bu birlik anlayışının somut yansımalarındandır. Bölgeyi gezen herkes; barajları, gölleri, köprüleri ve gelişen ulaşım ağlarını açıkça görür. Yıllarca geri kalmışlıkla anılan bölgelerde bugün ciddi altyapı projeleri hayata geçirilmiştir. Bolu’nun Kıbrısçık ilçesinin yolu daha yeni yapılıyor, hakeza Mudurnu yolu da öyle. Yatırımlar; devletin bölgeyi ülkenin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
Ancak bu büyük yatırımların bir bedeli olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir. Bugün ekonomik açıdan vatandaşların, özellikle de emeklilerin kamu hizmetleri ve geçim şartları konusunda yaşadığı sıkıntıların bir kısmı, uzun yıllar boyunca yapılan yüksek maliyetli yatırımların bütçeye getirdiği yükle de ilişkilendirilebilir. Devletin güvenlikten altyapıya, enerjiden ulaşıma kadar geniş bir alanda harcama yapması, kısa vadede bazı toplumsal kesimlerde ekonomik baskı oluşturabilmektedir.
Bu noktada önemli olan, bu sıkıntıları ayrıştırıcı bir dile malzeme etmek değil; adaletli paylaşım ve sosyal dengeyi güçlendirecek politikalarla çözüm aramaktır. Çünkü yatırım da, fedakârlık da bu ülkenin tamamı içindir. Bir kesimin yaşadığı ekonomik zorluk, diğer kesimlerden bağımsız değildir. Acı da yük de ortaktır.
Asıl tehlike, bu tabloyu bölücü siyaset ve provokatif söylemlerle istismar etmektir. Oysa demokrasi, ancak birliktelik içinde güçlenir. Birlik ruhu zayıfladığında, ekonomik sorunlar daha da derinleşir; toplumsal barış yara alır.
Bugün yapılması gereken; kimlikler üzerinden ayrışmak değil, ortak değerler etrafında kenetlenmektir. Aynı bayrağın altında, aynı vatan toprağında, kardeşçe yaşama iradesini korumaktır. Bayrak üst kimliktir. Altında yaşayan herkes bu memleketin eşit, onurlu ve vazgeçilmez bir parçasıdır.
Burada Hollanda’yı örnek verebilirim, Hollanda yabancıların çoğunlukta yaşadığı bir ülke. Amsterdam’da %60 yabancılar çoğunlukta, mültikültürel bir toplum, herkes birbirine saygılı, Hollanda bayrağı altında devletin kanun ve kurallarına uyuyor.
Ülkemizin kaynaklarında dış mihrakların gözü var. Böl parçala yut politikası ile bu kaynaklara, sahip olmak istiyorlar.
Bu tür tehlikelerden kurtulmanın reçetesi: Birlikte durdukça demokrasi güçlenecek, demokrasi güçlendikçe de hem toplumsal barış hem de ekonomik adalet daha sağlam temellere oturacaktır.
21Ocak 2024
Şükrü Karataş