GÜLÜŞÜMÜZÜN ALTINDAKİ ENKAZ: RECEP, ŞABAN VE RAMAZAN’I KİME KURBAN ETTİK?
(İsimlerimizi kim çaldı? Recep, Şaban, Ramazan’dan Recep ivedik’e bir kültürel suikastın anatomisi)
Mübarek Üç Aylar’ın ismi olan Recep, Şaban ve Ramazan, Türk sinemasında on yıllardır süren bir "karakter suikastına" kurban edildi. Yeşilçam’ın "saf" tiplemeleriyle başlayan süreç, modern sinemanın "kaba ve görgüsüz" karakterleriyle zirveye ulaştı. Peki, bu isimlerin toplumdaki saygınlığı neden hedef alındı?
..
Yıllarca ekran başında bir adamın sakarlıklarına, saflığına, "İnek" lakabıyla aşağılanmasına kahkahalarla güldük. K.Sunal’ın(!) eşsiz oyunculuğu bizi öyle bir büyüledi ki; o kahkahaların arasında aslında bir toplumun manevi genetiğiyle oynandığını, bin yıllık kutsal isimlerin "karikatürleştiğini" fark edemedik.
K. Sunal’ın ardındaki senaristleri, rejisörleri, sermayeyi, toplum mühendislerini(1), amaçlarını merak etmek gerekemez mi?
Bugün geldiğimiz noktada sormamız gereken soru şu: Biz mi onlara güldük, yoksa birileri bizim kutsallarımıza mı güldürdü?
Kahkahaların Ardındaki Sessiz İnfaz
Toplumsal hafıza bazen bir kitapla inşa edilir, bazen de bir sinema perdesinde atılan kahkahayla yerle bir edilir. Bugün geriye dönüp baktığımızda; Recep, Şaban ve Ramazan isimlerinin Türk sinemasındaki serüveni, basit bir mizah anlayışının çok ötesinde, sessiz ama derin bir "kültürel operasyonun" izlerini taşıyor.
Şaban’ın Safiyetinden İvedik ’in Kabalığına
Süreç, Yeşilçam’da başladı. Mübarek ayların isimleri; "saf, kandırılmaya müsait, sakar" karakterlere verilerek bu isimlerin toplumsal ciddiyeti ilk darbeyi aldı. Ancak asıl yıkıcı darbe modern zamanlarda geldi: Recep İvedik.
İvedik karakteriyle birlikte "Recep" ismi; sadece saf bir köylü değil, aynı zamanda kaba, saygısız, görgüsüz ve hırçın bir prototipin markası haline getirildi. Milyonlarca gencin izlediği bu karakter üzerinden; mübarek bir ayın ismi olan "Recep", artık dillerde bir "hakaret" veya "görgüsüzlük" sıfatı olarak dolaşır oldu. Bir ismi yok etmenin en kısa yolu, onu bir utanç kaynağına dönüştürmektir; İvedik tiplemesi tam olarak bu işlevi gördü.
İstatistikler Yalan Söylemez: İsim Kırımı!
Recep, Şaban ve Ramazan... Mübarek Üç Aylar’ın, rahmetin ve bereketin nişanesi olan bu isimler, Yeşilçam tornasından geçirilerek "saf, sakar, kandırılmaya müsait, cahil ve alt sınıfa ait" karakterlerin üzerine birer yafta gibi yapıştırıldı. Bu sadece bir mizah tercihi değildi; bu bir "anlamsal boşaltma" operasyonuydu.
Akademik veriler sarsıcı bir gerçeği fısıldıyor: 1970 öncesinde Anadolu’da bereketin simgesi olarak çocuklara en çok verilen bu üç isim, sinemanın "sakar" ve "kaba" kodlamasıyla birlikte bugün tercih edilme oranında yok olma noktasına geldi. Hangi anne-baba, çocuğunun okulda "İvedik" diye çağrılmasını veya "İnek Şaban" benzetmesine maruz kalmasını ister? Mübarek olanın "gülünç" hale getirilmesi, o ismin toplumsal prestijini sessizce infaz etti.
Kast Sistemi: Kim "Modern", Kim "Şaban"?
Ekranlardaki gizli kast sistemine dikkat edin: Karakterin ismi "Berk, Can veya Mert" ise o kişi modern, eğitimli ve başarılıdır. Eğer karakterin ismi "Şaban, Ramazan veya Recep" ise o ya bir şaka unsuru ya da toplumun "eğitilmesi gereken" kaba saba kesimidir. Bu, bir toplumun değer yargılarını isimler üzerinden ayrıştıran sinsi bir sosyal mühendisliktir.
Emperyalizm, siyonizm’in toplum mühendisliğinin sonuçlarının acı tarafları bu gün o kadar net görülüyor ki, şehadet şerbeti içen bu asil milletin evlatları olarak bu oynanan oyunu kabullenmemeliyiz.
Kutsalı "Hafifletme" Sanatı
Bir toplumu dönüştürmek istiyorsanız, değerlerine doğrudan saldırmazsınız; çünkü saldırı direnç doğurur. Ama o değerleri "hafifletirseniz", mizah malzemesi yapıp ciddiyetini bozarsanız, toplumun savunma mekanizması çöker. Camide vaaz dinlerken "Şaban Ayı" ifadesini duyduğunda zihninde sakarlık sahneleri canlanan bir nesil yetiştirmek, yapılabilecek en stratejik kültürel hamledir.
2026 Şaban Ayı Başlıyor. Haberimiz Var mı?
20 Ocak 2026 günü Hicri Mübarek Şaban Ayı başlayacak. Bu ayın özelliğini anlamak için Peygamber efendimizin kıymetli sözünü, hadisini yazalım:
Üç aylardan ikincisi Şaban ayıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şaban-ı şerif, benim kendime mahsus bir aydır. Hak teâlâ Arş-ı a'lânın meleklerine azamet-i şâniyle buyurur ki: Ey benim meleklerim, gördünüz mü, benim kullarım sevgilimin ayına nasıl hürmet ediyorlar. İzzim, celâlim hakkı için ben de kullarımı af ve mağfiretime nail eyledim.)
…
Allahüteala’nın ifadeleri ile, toplumun Şaban ismine bakış arasındaki farkı görebilirsek, oynanan oyunun da büyüklüğünü görebiliriz.
Tahribatın büyüklüğünü anlarsak, toplumsal dirilişimizi de fert fert başlatmış oluruz.
Çözüm, çare: İade-i İtibar!
Bu sadece filmleri eleştiri değil, bir kültürel öz savunma meselesidir. Milli Eğitim müfredatından medya okuryazarlığına kadar her alanda bir uyanışa ihtiyacımız var. Çocuklarımıza; bu isimlerin birer komedi figürü değil, bin yıllık bir medeniyetin, rahmetin ve bereketin nişanesi olduğunu yeniden öğretmeliyiz. Eğitimcilerin de bu tehlikenin farkına varmalı ki, eğitim tam olabilsin.
İsimlerimizi kim çaldı? Recep, Şaban, Ramazan’dan Recep ivedik’e bir kültürel suikastın anatomisinin sonuçları sizleri de üzüyor mu?
İsimlerimizi ve ruhumuzu, ekranların o sinsi kurgusundan kurtarmak zorundayız. Çünkü isimlerimiz düşerse, bizi biz yapan kaleler de bir bir düşer!