TÜRKİYE COP31’E EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR: DÜNYA ANTALYA’DA BULUŞUYOR
Dünya Antalya'da buluşuyor. COP31, yalnızca bir iklim zirvesi değil; insanlığın tabiatla, suyla, toprakla ve geleceğiyle yüzleşeceği önemli bir dünya organizasyonu.
Dünya değişiyor. Mevsimler şaşıyor, yağış düzenleri bozuluyor, orman yangınları artıyor, kuraklık kapımızı daha sık çalıyor. Bir tarafta seller, diğer tarafta susuzluk; bir tarafta aşırı sıcaklar, diğer tarafta tarımsal üretimde yaşanan sıkıntılar…
Bütün bunlar bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Dünya, sınırsızca tüketebileceğimiz bir kaynak değildir.
COP31 NEDİR?
COP, İngilizce Conference of the Parties ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçesiyle Taraflar Konferansı anlamına gelir. 1992 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında her yıl düzenlenen bu toplantılarda, yaklaşık 200 ülke iklim değişikliğiyle mücadele için bir araya gelir.
Küresel ısınma, sera gazı salımının azaltılması, temiz enerji, su kaynaklarının korunması ve iklim felaketlerine karşı hazırlık, konferansın temel gündemleri arasındadır.
9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek COP31, Türkiye'yi dünya iklim diplomasisinin önemli merkezlerinden biri hâline getirecek.
Türkiye'nin bu organizasyona ev sahipliği yapması, ülkemizin uluslararası çevre diplomasisindeki görünürlüğünü artıracak.
Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi de bu sürecin önemli parçalarından biri.
MESELE İKLİMDEN ÖTE, İNSANLIĞIN GELECEĞİDİR
Sıfır atık, denizlerin korunması, gıda güvenliği, temiz enerji, gençlik, eğitim ve iklime dirençli şehirler… COP31'in gündemindeki bu başlıkların tamamı doğrudan hayatımızı ilgilendiriyor.
Bir çiftçinin yaşadığı su sıkıntısı soframıza, bir ormanın yok oluşu ekolojik dengeye, denizlerin kirlenmesi ise bütün canlıların geleceğine dokunuyor.
Bu nedenle çevre meselesini yalnızca uluslararası toplantılara ve protokol kararlarına indirgememeliyiz. Önemli olan, alınan kararların günlük hayatımıza yansımasıdır.
Daha az israf eden, suyunu koruyan, toprağına sahip çıkan ve temiz enerjiye yönelen bir toplum olmalıyız. Çünkü çevre bilinci evde, okulda, iş yerinde ve sokakta başlar.
PEYGAMBERİMİZDEN FATİH SULTAN MEHMET'E UZANAN ÇEVRE ŞUURU
Bizim medeniyetimizde ağacın, ormanın ve tabiatın korunması yalnızca bugünün meselesi değildir. İnancımızın ve tarihimizin de bu konuda çok güçlü mesajları vardır.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallallahü aleyhivessellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet kopuyor olsa bile elinizde bir fidan varsa, onu dikin.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Düşünün! Kıyametin kopacağı bir anda bile insanlığa verilen mesaj, yıkmak değil dikmek, tüketmek değil üretmek, umutsuzluğa kapılmak değil hayata katkıda bulunmaktır.
Fatih Sultan Mehmet Han'a atfedilen, “Ormanlarımdan usulsüz bir dal kesenin başını keserim!” sözü de ecdadımızın ormanları koruma konusundaki hassasiyetini anlatan çarpıcı bir tarihî mesajdır.
Bir tarafta Peygamberimizin fidan dikmeyi öğütleyen mübarek sözü, diğer tarafta Fatih'in ormanları korumaya yönelik sert uyarısı…
İki mesajın ortak noktası çok açık: Ağacı yaşatmak, tabiatı korumak ve gelecek nesillere sahip çıkmak.
EĞİTİM, ÇEVRE BİLİNCİNİN TEMELİDİR
Bir eğitimci olarak gençlerimizin ve çocuklarımızın bu sürecin merkezinde bulunmasını özellikle önemsiyorum.
Çocuklarımıza suyu tasarruflu kullanmayı, ağacı korumayı, hayvanları sevmeyi, atıkları ayrıştırmayı ve tüketirken düşünmeyi öğretmeliyiz.
Çevre eğitimi birkaç afişten veya yılda bir gün fidan dikmekten ibaret değildir. Bu, bir hayat kültürüdür. Gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli miras, yaşanabilir bir dünyadır.
BOLU'DAN ANTALYA'YA AYNI SORUMLULUK
Bu meseleye Bolu açısından da bakmalıyız. Ormanları, gölleri, yaylaları ve doğal güzellikleriyle Bolu, bize emanet edilmiş büyük bir tabiat hazinesidir.
Abant'tan Gölcük'e, Yedigöller'den Köroğlu Dağları'na kadar sahip olduğumuz güzellikleri korumak, gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.
Antalya'da konuşulacak iklim meseleleri Bolu'dan bağımsız değildir. Suyun, havanın ve toprağın sınırı yoktur. Tabiatın korunması da ortak sorumluluğumuzdur.
SON SÖZ: DÜNYA BİZE EMANET
Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapması önemli bir fırsattır. Dileğimiz, Antalya'daki konuşmaların somut kararlara, bu kararların da kalıcı uygulamalara dönüşmesidir.
İnancımız bize emanete sahip çıkmayı, israftan kaçınmayı ve yeryüzünü imar etmeyi öğütler. Tabiatı korumak yalnızca çevrecilik değil, aynı zamanda dini, milli, ahlaki ve insani bir sorumluluktur.
Gelecek nesiller bizden daha fazla beton, daha fazla tüketim ve daha fazla kirlilik değil; temiz hava, temiz su ve bereketli toprak bekliyor.
Antalya'dan dünyaya yükselecek çağrı, insanlığın ortak vicdanına ulaşsın. Peygamberimizin fidan dikme öğüdünü, ecdadımızın orman koruma hassasiyetini yeniden hayatımıza taşıyalım.
Çünkü dünya bize miras değil, bizden sonraki nesillere teslim edeceğimiz bir emanettir.