BİR KOMUTANDAN ÖTESİ: KIBRIS’A ADANMIŞ BİR ÖMÜR, VEFA VE DOSTLUK

Bazı insanlar vardır; omuzlarındaki yıldızlarla değil, yüreklerinde taşıdıkları değerlerle büyürler.

Bazı insanlar vardır; üniformalarını çıkarırlar ama vatan sevgisini, görev bilincini, tarihî sorumluluklarını hiçbir zaman çıkarıp bir kenara koyamazlar.

Benim de yakından tanımaktan, sohbetinden istifade etmekten, karşılıklı saygı, iltifat ve muhabbet içerisinde bulunmaktan büyük mutluluk duyduğum kıymetli bir komutanım var.

Emekli Piyade Kıdemli Binbaşı, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Gazisi ve TESUD Bolu Şube Başkanı Ahmet Şerafettin Yamaner.

Kendisiyle her karşılaşmamızda nezaketine, tevazusuna, zarafetine ve insani inceliğine şahit olurum.

Öyle insanlar vardır ki onlarla sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini anlayamazsınız. Anlattıkları yalnızca bir hatıra değildir; yaşanmışlığın, tecrübenin ve tarihin kendisidir.

Şerafettin Komutanım da benim için böyle bir insandır.

Geçtiğimiz günlerde benimle bazı çalışmalarını, hatıralarını, Prof. Dr. Mehmet Haberal ile buluşmasını ve kendisine gönderilen anlamlı bir asker arkadaşlığı mesajını paylaştı.

Okudukça hem gururlandım hem düşündüm.

Bir insan askerlikten emekli olabilir ama vatanına hizmet etmekten emekli olabilir mi?

Komutanımın hayatına bakınca bu sorunun cevabını hemen buluyorsunuz.

1973-1975 yılları arasında Lefkoşa'da Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında görev yapıyor.

20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nı bizzat yaşıyor.

O günleri anlatırken kullandığı şu cümle, başlı başına bir tarihî hatıradır:

"Barış Harekâtı'nda askerlerimle Yunan Alayına girdim."

Düşünün!

Bugün kitaplardan okuduğumuz, belgesellerden izlediğimiz bir tarihî dönemin içinde bulunmuş, askerleriyle birlikte mücadele etmiş bir komutanla aynı masada oturuyor, aynı çayı içiyor, aynı hatıraları dinliyorsunuz.

1985-1987 yılları arasında bu defa Güzelyurt'ta, 39. Tümen 49. Piyade Alayında yeniden görev yapıyor.

Yıllar geçiyor.

Askerlik hayatı sona eriyor.

Fakat Kıbrıs, komutanımın gönlünden hiç çıkmıyor.

Emekli olduktan sonra Bolu Bağışçılar Vakfındaki çalışmaları sırasında öğrencilerin, hatta bazı öğretmenlerin Kıbrıs tarihi ve meselesi hakkındaki bilgilerinin sınırlı olduğunu fark ediyor.

İşte o noktada yeni bir görev başlıyor.

Bu defa elinde silah değil, bilgi var.

Karşısında askerleri değil, öğrenciler var.

Mücadele alanı ise sınıflar, konferans salonları ve gençlerin hafızaları...

Bolu Valiliği ve İl Millî Eğitim Müdürlüğüne müracaat ederek il protokolüne ve 19 lisede öğrencilere Kıbrıs'ın tarihî, stratejik ve jeopolitik önemini anlatıyor.

Bununla da yetinmiyor.

Dönemin Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk'a mektup yazarak Kıbrıs tarihinin eğitim müfredatında daha kapsamlı yer bulması gerektiğini ifade ediyor.

Ben bir emekli öğretmen olarak bu gayreti ayrıca önemsiyorum.

Çünkü eğitim yalnızca ders kitaplarının sayfalarında değildir.

Bazen bir gazinin anlattığı hatıra, yüzlerce sayfalık bir kitabın veremediği tarih bilincini kazandırabilir.

Komutanımın bir başka önemli çalışması ise KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın hatırasını Bolu'da yaşatmak için gerçekleştirdiği anıt heykel projesidir.

Kaidesiyle birlikte yaklaşık beş metre yüksekliğinde bronz bir Denktaş anıtı yaptırıyor.

Belediye Meclisine başvurarak anıtın bulunduğu bulvar ve kavşağa Rauf Raif Denktaş adının oy birliğiyle verilmesini sağlıyor.

15 Haziran 2023 tarihinde gerçekleştirilen açılış törenine KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Ali Haberal, Serdar Denktaş, TESUD Genel Başkanı Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş ve çok sayıda askerî ve sivil davetli katılıyor.

Bu anıtın hikâyesinde beni etkileyen yalnızca ortaya çıkan eser değil.

Bir gazinin, yıllar önce uğruna mücadele ettiği bir davanın tarihî şahsiyetini yaşatmak için gösterdiği şahsi gayret ve sorumluluk duygusu.

Üstelik bu vefa hikâyesi burada bitmiyor.

Komutanım, anıtın üç boyutlu lazer tarama, dijital modelleme ve katmanlı üretim teknolojileriyle küçültülmüş bir modelini de hazırlatıyor.

8 Ekim 2026 tarihinde bu modeli Başkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'a armağan ediyor.

Haberal'ın hediyeyi, Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş'ın hatıralarının bulunduğu Kıbrıs köşesine yerleştirmesi ise iki değerli insanın ortak tarih hassasiyetini gösteren anlamlı bir buluşmaya dönüşüyor.

Bir tarafta ömrünü Kıbrıs mücadelesinin hatıralarını yaşatmaya adamış bir gazi...

Diğer tarafta bu hatıraya kendi mekânında yer veren bir bilim insanı...

İşte vefa dediğimiz şey biraz da budur.

Komutanımın benimle paylaştığı bilgiler arasında Başkent Üniversitesi bünyesindeki Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi ve merkez müdürü Emekli Kıdemli Albay Doç. Dr. Mehmet Balyemez ile ilgili değerlendirmeleri de bulunuyor.

Bütün bunlar gösteriyor ki komutanım, Kıbrıs meselesini yalnızca askerî hatıralarıyla değil; eğitim, akademi, kültür ve tarih bilinciyle birlikte ele alıyor.

Fakat bütün bu anlatılanların içerisinde beni ayrıca duygulandıran bir mesaj daha vardı.

Emekli Tuğgeneral Fehim Güler'in, silah arkadaşı Şerafettin Yamaner'e gönderdiği mesaj...

Şöyle sesleniyordu:

- "Senin Kıbrıs Gazisi olarak adeta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Büyükelçisi gibi çalıştığının hepimiz şahidiyiz."

Ve ardından:

- "Yaşa var ol koca Harbiyeli, yüreği büyük Kıbrıs Gazisi aziz arkadaşım."

Ne güzel bir hitap!

Ne güzel bir asker arkadaşlığı!

Ne güzel bir vefa!

Düşünüyorum da...

Yıllar önce aynı askerî disiplin içerisinde yetişmiş, aynı vatan sevgisini paylaşmış insanların aradan geçen onca zamana rağmen birbirlerine böyle seslenmeleri ne kadar anlamlı.

Rütbeler emeklilikle geride kalabilir.

Makamlar değişebilir.

Üniformalar dolaplara kaldırılabilir.

Ama samimi dostluklar, silah arkadaşlığı ve gönül bağları kolay kolay eskimez.

Ben de Fehim Paşa'nın bu güzel ifadelerine gönülden katılıyorum.

- Çünkü Şerafettin Komutanımın şahsında gördüğüm şey, yalnızca geçmişteki askerî hizmetlerinin büyüklüğü değildir.

- Bugün de aynı heyecanla üretmeye, anlatmaya, hatırlatmaya ve tarihî değerleri yaşatmaya çalışmasıdır.

Üstelik bütün bunları yaparken sahip olduğu tevazu, insan ilişkilerindeki nezaket ve karşısındakine gösterdiği saygı, kendisini benim nazarımda daha da kıymetli kılıyor.

Bizim karşılıklı sohbetlerimizde bazen iltifatlar birbirini takip eder.

O bana güzel sözler söyler, ben kendisine...

Ama bilirim ki bu sözlerin temelinde makam, rütbe veya unvan değil; karşılıklı sevgi, samimiyet ve insana duyulan hürmet vardır.

Kıymetli Komutanım Şerafettin Yamaner!

Siz 1974'te Kıbrıs'ta askerlerinizle tarihî bir görevin içerisinde bulundunuz.

Bugün ise Bolu'da o tarihin unutulmaması için gönüllü bir nöbet tutuyorsunuz.

Bir öğretmen olarak gençlerimizin tarihini öğrenmesi için gösterdiğiniz çabayı, bir dostunuz olarak nezaketinizi, bir vatandaş olarak da vefa duygunuzu takdir ediyorum.

Sizin gibi insanları tanımak, hatıralarını dinlemek, dostluğunu kazanmak benim için ayrı bir mutluluk.

Dilerim sağlıkla, huzurla, aynı heyecan ve muhabbetle daha nice yıllar bir araya gelir, sohbet eder, hatıralarınızı dinleriz.

Çünkü bazı insanlar emekli olur ve görevlerini tamamlar.

Bazı insanlar ise ömür boyu görev başında kalır.

Siz o insanlardan birisiniz Şerafettin Komutanım.

İyi ki varsınız.

Saygıyla, muhabbetle ve minnetle..