SIFATLAR DEĞİŞTİ, DEĞERLER DEĞİŞTİ: PEKİ ÇOCUKLARIMIZ NE OLDU?

Bir toplumun değiştiğini anlamanın yollarından biri, kullandığı kelimelere bakmaktır.

Çünkü kelimeler yalnızca kelime değildir.

Bir toplumun neye değer verdiğini, neyi övdüğünü ve nasıl bir insan yetiştirmek istediğini gösterir.

Son yıllarda sıfatlarımız değişiyor.

Sıfatlarımız değiştikçe, değer yargılarımız da değişiyor.

Dün erdem saydığımız bazı davranışlara bugün başka isimler veriyoruz.

Kendi dünyasında huzur bulan insana “içe dönük”,

az konuşana “asosyal”,

ağlayana “zayıf”,

büyüğüne saygı gösterene “yalaka”,

iyi niyetli olana “saf” diyoruz.

Oysa bunların adı belki de ağırbaşlılık, nezaket, saygı, merhamet ve temiz kalplilik olmalıydı.

Asıl tehlike, bu anlayışla çocuklarımızı yetiştirmeye başladığımızda ortaya çıkıyor.

ÇOCUK SÖZE DEĞİL, DAVRANIŞA BAKAR

Bir çocuk yalnızca nasihatle yetişmez.

Çocuk gördüğünü öğrenir.

Evde anne-babasını, okulda öğretmenini, mahallede büyüklerini, arkadaşlarını izler.

Şimdi bunlara ekranları da ekleyin. Çocuk; televizyondan, telefondan, sosyal medyadan, videolardan, dizilerden ve dijital dünyadan sürekli mesaj alıyor.

Biz çocuğa “Saygılı ol.” diyoruz; ama evde büyüklerin birbirine nasıl konuştuğunu görüyor.

“Dürüst ol.” diyoruz; ama küçük yalanları normalleştiriyoruz.

“Çalışkan ol.” diyoruz; ama başarıyı yalnızca para ve makamla ölçüyoruz.

“Paylaş.” diyoruz; ama menfaatimiz söz konusu olduğunda paylaşmayı unutuyoruz.

Sonra çocuk büyüyor ve ona:

“Sen neden böyle oldun?” diye soruyoruz.

Oysa onun da bize sormaya hakkı var:

“Ben böyle olmayı nereden öğrendim?”

Z KUŞAĞI DİYEREK SORUMLULUKTAN KAÇAMAYIZ

Çocuklarımızı ve gençlerimizi anlatırken sık sık “Z kuşağı” diyoruz.

Önce X, sonra Y, şimdi Z...

Yarın başka bir harf bulacağız.

Peki sonra?

Her nesle bir harf verip sorumluluğu da o harfin üzerine mi bırakacağız?

Elbette dünya değişiyor.

Teknoloji ve iletişim biçimleri değişiyor.

Ama çocuk hâlâ sevgi, güven, ilgi, adalet, sınır ve iyi örnek istiyor.

Bu yüzden çocuklarımızdaki her olumsuzluğu “Z kuşağı” diyerek açıklamak, biraz da biz yetişkinlerin sorumluluğundan kaçmasıdır.

AİLE, OKUL VE MAHALLE

Bir zamanlar aile çocuğun ilk okuluydu.

Anne-baba ilk öğretmendi.

Dede, nine, komşu ve mahalledeki büyükler de çocuğun doğal rehberleriydi.

Çocuk bir mahallede büyür, komşuluk ve dayanışmayı görerek öğrenirdi.

Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanları tanımadan büyüyen çocuklarımız var.

Aile içindeki sohbet azalıyor, ekranların süresi artıyor.

Çocuğun karşısındaki rol modeller çoğalıyor ama rehberleri azalıyor.

Öğretmenin yükü de büyüyor.

Ailede verilemeyen terbiye okuldan, evde kurulamayan disiplin öğretmenden bekleniyor.

Oysa bir çocuğun yetişmesinde aile, okul ve toplum birlikte sorumludur.

Mahalle de bir zamanlar bu eğitimin önemli bir parçasıydı.

Esnaftan dürüstlüğü, büyüklerden görgüyü, komşudan dayanışmayı öğrenen çocukların yerini bugün çoğu zaman ekran başındaki çocuklar aldı.

Teknoloji elbette düşmanımız değil.

Ama teknoloji insanın yerini almaya başladığında sorun başlıyor.

DEĞERLERİN ADINI DEĞİŞTİRİRSEK ÇOCUK DA ŞAŞIRIR

Çocuğa “Merhametli ol.” diyoruz ama merhameti zayıflık olarak gösteriyoruz.

“Paylaş.” diyoruz ama paylaşanı enayi yerine koyuyoruz.

“Mütevazı ol.” diyoruz ama kendini pazarlayanı başarılı kabul ediyoruz.

“Saygılı ol.” diyoruz ama saygıyı yalakalık olarak nitelendiriyoruz.

Çocuk bütün bunları görüyor.

Ve kafası karışıyor.

Çünkü çocuk söze değil, davranışa inanıyor.

Belki de bugün çocuklarımızdan önce kendimize bakmalıyız.

Büyüğüne saygı gösterene “yalaka” değil, terbiyeli;

iyi niyetli olana “saf” değil, temiz kalpli;

mütevazı olana “özgüvensiz” değil, alçakgönüllü;

affedene “enayi” değil, merhametli;

doğruyu söyleyene “ukala” değil, dürüst diyebilmeliyiz.

Çünkü bazen bir kelime, bir çocuğun kendisini nasıl göreceğini belirler.

ÖNCE KENDİMİZE SORMALIYIZ

Çocuklarımızı suçlamak kolay.

“Saygısız”, “şımarık”, “bencil”, “asosyal”, “Z kuşağı” demek kolay.

Ama asıl zor olan şu soruyu sormaktır:

Biz onlara nasıl bir dünya bıraktık?

Nasıl bir aile modeli sunduk?

Nasıl bir okul ve mahalle kültürü oluşturduk?

Hangi insanları başarılı diye gösterdik?

Hangi davranışları ödüllendirdik?

Çünkü çocuklarımıza yalnızca sözlerimizle değil, hayatımızla da eğitim veriyoruz.

Bugün çocuklarımızı değiştirmek istiyorsak, önce onların karşısındaki dünyayı değiştirmeliyiz.

Çünkü mesele yalnızca Z kuşağı meselesi değildir.

Bu, hepimizin meselesidir.

Ve unutmayalım:

Çocuklarımız sadece geleceğimiz değildir; bugün yaptıklarımızın yarınki sonucudur.

Öyleyse çocuklarımızı suçlamadan önce kendimize bakalım.

Onlara nasıl bir dünya bıraktığımızı değil, nasıl bir dünya bırakmak istediğimizi düşünelim.

Çünkü yarının insanını yetiştirenler, aslında bugünün büyükleridir.

Ve unutmayalım:

Bir çocuğu yalnızca ailesi büyütmez.

Bir çocuğu yalnızca öğretmeni eğitmez.

Bir çocuğu bütün toplum büyütür.

Öyleyse hep birlikte düşünelim:

Sıfatları mı değiştireceğiz, değerleri mi?

Bence önce dini, milli, ahlaki değerlerimizi yeniden hayata geçirmeliyiz.

hayatta unutulmaması gereken en kıymetli cevherimiz;

Edep, edep edep.


İnsanın bu dünyada üstünlüğü, ilim ve edepledir.

Mesela terbiyeli çocuk, edepli çocuk demektir.

Hadis-i şerifte, (Evladınızı edepli, terbiyeli yetiştirin) buyuruluyor.

Dinimiz ise, baştan başa edeptir.