O GELDİ, ÂLEM AYDINLANDI: MEVLİD KANDİLİ

24 Ağustos 2026 günü, İslam âlemi olarak manevi iklimimizin en müstesna gecelerinden birini, Mevlid Kandili’ni idrak etmenin huzurunu ve heyecanını yaşayacağız.

Hz. Muhammed’in (Sallallahü aleyhi vessellem) efendimiz, 12 Rebiülevvel Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya geldi.

“Mevlid” kelimesinin doğum zamanı anlamına geldiği hatırlatılır.

Her peygamberin ümmetinin kendi peygamberinin doğum gününü sevinçle karşıladığı gibi, Müslümanların da bu geceyi neşe ve sevinç içinde geçirmeleri gerekir.

Rebî'ul-evvel ayının 11. ve 12. günlerini birbirine bağlayan bu şerefli gece; yalnız bir takvim yaprağının değişimi değil, insanlığın karanlıktan aydınlığa çıktığı, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın “sallalahü aleyhi vesselem” efendimizin dünyayı teşrif ettiği gecedir.

Bu gece, Kadir Gecesi’nden sonra dinimizdeki en kıymetli gecedir; yüzyıllardır birbirlerinin varisleri olan ehlisünnet İslam âlimleri, Âlemlerin Efendisi’nin doğduğu gece olması hasebiyle Mevlid gecesini müstesna bir makama koymuşlardır.

Zira Yüce Allahüteala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)

RESULULLAH’I ÖVMEK VE ANMAK BİR İBADETTİR

Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh) de, Halîfe iken, Sahâbe-i güzîni toplar, Resulullah Efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri, aralarında konuşurlardı.

İslam âlimleri de, Mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. O gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır.

Mevlid gece ve günü, Müslümanların bayramıdır; neşe ve sevinç günüdür.

İşte, o yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mü’min, O’nun doğduğu gece sevinir, Peygamberine olan sevgisini ve saygısını gösterirse, Allahü Teâlâ da onu Cennetine sokar.

Zaman zaman cehaletten ya da art niyetten kaynaklanan “Mevlid okumak veya Mevlid gecesini kutlamak bid’at midir?” şeklinde sığ tartışmalara şahit oluyoruz. Oysa Resulullah Efendimizi anmak, Onu övmek, Onun dünyaya teşrifindeki mucizeleri ve güzel ahlakını okuyup öğrenmek bizzat ibadettir.

Hadis-i şerifte buyurulduğu üzere:

  • (Allahütealaü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)
  • (Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemî]
  • (Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemî]

Asr-ı Saadet'ten itibaren Efendimiz “sallalahü aleyhi vesselem” efendimizin Mevlid gecelerinde Ashāb-ı kirāma ziyafetler verir, dünyaya teşrif ettiği anları ve çocukluğunu anlatırdı. Hz. Ebu Bekir de halifeliği döneminde Ashābı toplayarak Efendimizin doğumundaki olağanüstü hâlleri yâd ederdi. İslam coğrafyasında asırlardır Süleyman Çelebi’nin 15. yüzyılda kaleme aldığı hürmet dolu Mevlid Kasidesi gibi nice eserlerin okunması, işte bu köklü sünnetin ve Peygamber sevgisinin bir tezahürüdür.

Ebu Leheb gibi azılı bir kâfirin bile, Efendimizin doğum müjdesini getiren cariyeyi sevinçle azat ettiği için her Mevlid gecesinde azabının hafiflediği rivayet edilirken; O Yüce Peygamberin ümmetinden olan bir müminin Onun doğumuyla sevinmesi, Onu övmesi ve hayratta bulunmasının ilahi rahmete vesile olacağı açıktır. Nitekim Hz. Mevlânâ da bu hakikati, “Mevlid okunan yerden belalar, sıkıntılar gider” sözüyle dile getirmiştir.

Ankara-Bağlum’da medfun, büyük İslam Alimi, Silsile-i Aliyye Büyüklerinden, Seyyid Abdülhakîm Arvasi Efendi “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” buyurdu ki:

Her Peygamber “salevâtullahi teâlâ aleyhim ecma’în”, kendi zemânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür.

Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memlekette, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür.

Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu, güç bir şey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, O’nu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın O’nu medh edecek gücü yoktur. Hiçbir insanın, O’nu tenkit edecek iktidarı yoktur.

MEVLİD HÜRMETİ NASIL İFA EDİLMELİ?

Mevlid gecesini idrak ederken dikkat edilmesi gereken en mühim husus, bu ibadete ve edebe gölge düşürecek yanlışlardan sakınmaktır. Günah işlememek gerek.

Peygamber Efendimiz “sallalahü aleyhi vessellem”:

“Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen kâmil mümin olamaz” buyurmaktadır.

O’nu sevmek, O’nun şanını yüceltmek ve doğduğu günü bir bayram, bir neşe günü bilip şükretmek her müminin imani bir görevidir.

MEVLİD KANDİLİ: KENDİMİZİ SORGULAMA VAKTİ

Bu gün, Mevlid kandilini kutlarken, kendimizi de enine boyuna sorgulamamız gerekiyor.

Doğu Türkistan’ı, Filistin’i ve dünya mazlumlarının çektiklerini hissederek, onların yanında olmalıyız. Onlara maddi ve manevi yardım etmeliyiz. Dualarımızda onlara yer vermeliyiz.

Mutlaka hepimiz zamanı gelince öleceğiz. Bizi bekleyen sonsuz bir ahiret ve orada Sevgili Resulullah efendimiz var. Farkında mıyız, her gün, her an O’na doğru yol alıyoruz. Ömür sermayemiz eksiliyor.

Ölüm hepimizin başına gelmeden, bu günü milat kabul edip, ehli sünnet alimlerinin kitaplarında bildirdikleri hakiki bilgiler yolunda, Allahüteala’ya tam yönelmeliyiz.

Ne ad, ne isim altında olursa olsun, Devletimize ve Milletimize karşı oynanan oyunları fark edip, devletimizin ve şanlı al bayrağımızın etrafında kenetlenmeliyiz. Fetö vari tuzaklara, satılıklara millet olarak “dur” demeliyiz

Sözde sahte Müslümanların, itikadi ve ameli fitnelerini, Atatürk’ü menfaatleri uğruna savunur görünüp, bu millletin başına çorap ören, Atatürkçü geçinen sahtekarların hilelerini hukuki olarak durdurmalıyız. Devletimize destek vermeliyiz.

İlim öğrenmeliyiz. İbadetlerimizi ilmin ışığında bilerek yapmalıyız. En kıymetlisi de İhlaslı olmalıyız. Tarafımızı netleştirmeliyiz. Her ne yaparsak yapalım, Allah için yapmalıyız. Ne olursa olsun, ölüm gerçeğini unutmamalıyız.

Bu gün, Mevlid kandilinde, fakir-fukara, öksüz yetimleri de sevindirmeliyiz.

Bu gün aile içinde de, neşe içinde bir ve beraber olmalıyız.

Komşularımıza da iyi davranmalıyız.

Maddi ve manevi olarak, çevremize, topluma ve milletimize karşı temiz olmalıyız.

PEYGAMBER SEVGİSİ SÖZDE DEĞİL, HAYATTA OLMALI

Ey güzeller güzeli, beni sevdanla yaktın!
Görmüyor bir şey gözüm, her an hülyanla aklım!
Sen “Kab-ı kasveyn” şahı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmaya, nasıl söyler bu şaşkın!.

(Mevlana Halid-i Bağdadî (k.s.)

BİR KANDİLDEN ÖTE: GÖNÜLLERDE YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Hatırlayalım;

“Mevlid”, “doğum zamanı” demektir.

Bu gece, Kadir gecesinden sonra, en kıymetli gecedir.

Bu gece, Peygamber efendimiz doğduğu için sevinenler affolur.

Bu vesileyle, idrak edeceğimiz Mevlid Kandili'nin başta Bolu'muz olmak üzere, ülkemize, milletimize, tüm İslam âlemine huzur, bereket ve hayırlar getirmesini; gönüllerimizi Peygamber sevgisiyle doldurmasını temenni ederim.

Kandilimiz mübarek olsun efendim.

Kaynaklar:

-Geçen Seneki Köşe Yazımız
-Çihar-ı Yari Güzin (Hakikat Kitapevi yayınları)
-İslam Alimleri Ansiklopedisi
-Evliyalar Ansiklopedisi