MEDENİYET KÜÇÜK AYRINTILARDA GİZLİDİR
Atatürk Orman Parkı’nda yürüyüş yaparken dikkatimi çeken güzel bir uygulama oldu. Parkın çeşitli yerlerine köpek sahiplerinin kullanması için atık toplama torbaları ve özel çöp kutuları yerleştirilmiş. Evcil hayvanların bıraktığı atıkların çevreyi kirletmemesi amacıyla yapılan bu uygulama gerçekten takdire şayandı. Avrupa’da, özellikle yıllarca yaşadığım Hollanda’da buna sıkça rastlıyordum. Aynı duyarlılığı burada görmek beni mutlu etti.


Bu manzarayı görünce çocukluğum aklıma geldi. Bizim büyüdüğümüz yıllarda bugünkü anlamda sokak köpekleri pek yoktu. İnsanlar köpekleri evlerin içine almaz, aile bireyi gibi görmezdi. Köpeklerin daha çok belirli görevleri vardı. Babamın hem av köpeği olarak kullandığı hem de koyunlarımızı ve diğer hayvanlarımızı koruyan iri yapılı köpekleri bulunurdu. Bu köpekler genellikle bağlı tutulurdu. Çünkü görevleri korumaktı ve kontrolsüz bırakıldıklarında insanlara zarar verme ihtimalleri vardı.
Evimizin avlusunda onlar için ayrılmış özel bir bölüm bulunurdu. Babam köpeklerle ilgilenirken günlük kıyafetlerini kirletmemek için üzerine farklı giysiler giyerdi. Çünkü o dönemde insan ile hayvan arasındaki ilişki daha çok ihtiyaç, görev ve sorumluluk temeline dayanıyordu.

Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Evcil hayvanlar artık birçok ailede evin bir bireyi olarak görülüyor. Onlar için özel mamalar, bakım ürünleri, sağlık hizmetleri ve yaşam alanları oluşturuluyor. Bu değişim, insanların hayvanlara karşı daha duyarlı ve merhametli yaklaşmasının da bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Ancak bu değişim üzerine düşünmek de gerekiyor. Acaba tarımla, hayvancılıkla ve üretimle iç içe yaşayan bir toplumdan; çiftlik hayatını, hayvan bakımını ve hatta ineklerin gübre kokusunu bile yabancı bulan bir topluma mı dönüşüyoruz? Bir zamanlar çobanlık yapan, hayvancılığı hayatın doğal bir parçası olarak gören nesillerin yerini, hayvanları daha çok ev ortamında tanıyan nesiller mi alıyor?
Bu soruları sormak, hayvan sevgisine karşı olmak anlamına gelmez. Tam tersine, hem hayvan sevgisini hem de üretim kültürünü birlikte değerlendirebilmek gerekir. Hayvanları sevmek kadar, onların doğadaki ve insan hayatındaki gerçek yerini anlamak da önemlidir.

Atatürk Orman Parkı’nda gördüğüm uygulama bana başka bir konuyu da düşündürdü. Köpek atıklarının toplanması için özel çöp kutuları ve torbalar hazırlanması son derece ince ve güzel bir düşüncedir. Ancak aynı duyarlılığı doğaya attığımız diğer çöpler konusunda da gösterebiliyor muyuz? Parklarda, piknik alanlarında, yol kenarlarında ve hatta çöp kutularının hemen yakınında bile gelişi güzel bırakılmış plastikler, şişeler ve ambalaj atıkları görmek mümkündür.
Oysa çevre temizliği sadece evcil hayvan sahiplerinin sorumluluğu değildir. Doğayı kullanan herkesin ortak görevidir. Köpek atığını toplamak ne kadar önemliyse, elimizdeki bir pet şişeyi, kâğıdı veya yiyecek ambalajını yere atmamak da o kadar önemlidir. Temiz bir çevre, yalnızca belediyelerin değil, hepimizin katkısıyla mümkün olur.
Toplumlar zamanla değişir. Yaşam biçimleri, alışkanlıklar ve değerler dönüşür. Önemli olan, bu değişim yaşanırken geçmişin tecrübelerini unutmadan geleceği inşa edebilmektir. Atatürk Orman Parkı’nda gördüğüm bu küçük uygulama, bana aslında çok daha büyük bir sorumluluğu hatırlattı: Hayvanlara saygı göstermek kadar, yaşadığımız çevreye ve doğaya da aynı özeni göstermeliyiz.