ÇATALZEYTİNDE BİR GÜN
Çatalzeytin’de denizle orman adeta birbirine sarılmış gibi. Bir yanda Karadeniz’in sonsuz maviliği, diğer yanda yemyeşil ormanların huzur veren görüntüsü… İnsan bu coğrafyada yürürken yalnızca bir manzara seyretmiyor ; doğayı bütün hücrelerinde hissediyor. Denizden gelen iyotla ormanlardan yükselen temiz hava birbirine karışıyor, ciğerleri dolduruyor. Sanki doğa insanı kollarının arasına alıyor, yorgunluğunu unutturuyor, ruhunu dinlendiriyor. Bu güzelliğin içinde insan kendini misafir değil, doğanın bir parçası gibi hissediyor. İşte bu nedenle Çatalzeytin sadece görülecek bir yer değil, yaşanacak ve korunacak bir değerdir.

Bir tarafta yemyeşil ormanlar, diğer tarafta masmavi Karadeniz… Oksijenin insanı sarhoş edecek kadar temiz olduğu eşsiz bir coğrafya…
Ama dönüp sahile baktığınızda karşınıza çıkan manzara utanç verici:
Plastik şişeler, poşetler, yiyecek ambalajları ve gelişigüzel atılmış çöpler…
Doğanın bize sunduğu bu güzelliği kirletmeye kimsenin hakkı yok.
Belediye görevlileriyle görüştüm. Temizlik çalışmalarının yapıldığını, ekiplerin sürekli takipte olduğunu ifade etti. Ancak görünen o ki mesele sadece belediyenin temizlemesiyle çözülecek bir mesele değil. Çünkü birileri temizliyor, başka birileri kirletmeye devam ediyor.

Asıl sorun yerdeki çöp değil, kafalardaki çevre bilinci eksikliğidir.
Okulların açıldığında kirliliğin daha da çoğaldığını söylediler.
Çevresini kirleten insan; denizi, ormanı, ağacı ve geleceği de kirletmiş olur. Üstelik bu manzaraların bir kısmını oluşturanlar çocuklarımız ve gençlerimizse, durup eğitim sistemimizi ve aile içindeki çevre bilincini yeniden sorgulamamız gerekir.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri çöp kültürüdür. Çöpü yere atanla onu toplamak zorunda kalan arasında büyük bir medeniyet farkı vardır.

Medeniyet, yere çöp atmamakla başlar.
Bu cennet köşeleri koruyamazsak, yarın çocuklarımıza göstereceğimiz ne orman kalacak ne temiz bir sahil ne de övündüğümüz doğa güzellikleri…
Bu güzelliğe bu kirlilik yakışmıyor.