Toplumları ayakta tutan sadece devlet kurumları değildir. Zor zamanlarda insanların elinden tutan, ihtiyaç sahiplerine ulaşan, afetlerde ilk koşan, öğrencilerin eğitimine destek veren, yaşlıların, engellilerin ve kimsesizlerin yanında duran bir başka güç daha vardır:

Sivil toplum kuruluşları…

Dernekler, vakıflar, gönüllü kuruluşlar ve yardım organizasyonları, toplumun vicdanını temsil eder. Devletin yetişemediği yerde onlar yetişir, yalnız kalan insanlara umut olurlar.

Ancak son yıllarda yaşanan tartışmalar, karşılıklı suçlamalar ve kamuoyuna yansıyan iddialar, sadece ilgili kurumları değil, toplumun yardım duygusunu da yıpratıyor.

Çünkü vatandaş bir yardım kuruluşuna bağış yaparken yalnızca cebindeki parayı vermez. Aynı zamanda güvenini teslim eder.

İnsanlar yardım ettikleri paranın gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşmasını ister. Bir öğrencinin bursuna, bir hastanın tedavisine, bir afetzedenin çadırına dönüşmesini bekler.

Bu nedenle sivil toplum kuruluşları için en büyük sermaye para değil, güvendir.

Güven bir kez sarsıldığında, zarar yalnızca bir kuruma verilmiş olmaz. Yardım bekleyen binlerce insan da bundan etkilenir. Çünkü insanlar şüphe duymaya başladıklarında bağış yapmaktan çekinir, destek vermekten uzaklaşır.

Oysa bu ülkenin tarihinde vakıf kültürü vardır. İmece vardır. Komşusu açken tok yatmayan insanlar vardır. Bir yetimin başını okşamayı ibadet sayan bir medeniyet anlayışı vardır.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, suçlamalarla birbirimizi yıpratmak değil; şeffaflığı, hesap verebilirliği ve güveni güçlendirmektir.

Sivil toplum kuruluşları ne kadar açık, denetlenebilir ve dürüst olursa toplumun desteği de o kadar güçlü olur.

Çünkü güven olmadan yardım olmaz.

Yardım olmadan dayanışma olmaz.

Dayanışma olmadan da güçlü bir toplum kurulamaz.

Unutmayalım…

Bir toplumun vicdanı susarsa, önce yardımlaşma azalır.

Yardımlaşma azalırsa yalnızlık çoğalır.

Yalnızlık çoğalırsa toplumsal bağlar zayıflar.

Ve bir gün dönüp baktığımızda, kaybettiğimiz şeyin sadece birkaç kurum değil, birbirimize duyduğumuz güven olduğunu anlarız.

İşte bu yüzden korunması gereken en değerli hazine; para, makam veya şöhret değil, toplumun ortak güvenidir.

24 Temmuz 2026
ŞÜKRÜ KARATAŞ