ÇÖP SORUNUNA YENİ BİR BAKIŞ YASAKLA DEĞİL TEŞVİKLE TEMIZ TÜRKİYE

Türkiye’nin dört bir yanında aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Orman kenarlarında, piknik alanlarında, yol boylarında, dere yataklarında ve hatta şehirlerin giriş çıkışlarında gelişigüzel bırakılmış çöpler…

Doğanın en güzel köşeleri, insan eliyle kirletilmiş durumda. Oysa yere atılan bir pet şişe, bir plastik poşet ya da bir içecek kutusu sadece görüntü kirliliği oluşturmuyor; toprağa, suya, hayvanlara ve geleceğimize de zarar veriyor.

Elbette bu sorunun eğitim boyutu vardır. Çocuklarımıza daha küçük yaşlardan itibaren çevre bilinci kazandırılmalı; ailede başlayan eğitim okulda ve toplumun her kesiminde devam etmelidir. Ancak yıllardır yapılan uyarılara rağmen sorun devam ediyorsa, yeni yöntemler üzerinde düşünmenin zamanı gelmiştir.

Belki de çöp sorununu sadece cezalarla değil, teşvik ve ödüllendirme sistemiyle çözmeyi denemeliyiz.

Belediyeler şehirlerin uygun noktalarında büyük ve modern “Geri Dönüşüm ve Atık Merkezleri” kurabilir. Bu merkezlerde cam, plastik, metal, kağıt, elektronik atık, ahşap ve diğer geri dönüştürülebilir malzemeler için ayrı bölümler bulunabilir. Geri dönüşümü mümkün olmayan atıklar için de özel alanlar oluşturulabilir.

Ancak bu merkezleri sıradan bir çöp dökme alanı olarak değil, vatandaşın isteyerek gideceği sosyal yaşam alanları olarak tasarlamak gerekir. Temiz, düzenli, güvenli ve estetik bir çevrede; dinlenme alanları, çay-kahve içilebilecek küçük tesisler, çocuk oyun alanları ve bilgilendirme merkezleri kurulabilir.

Daha da önemlisi, atığını getiren vatandaş ödüllendirilebilir. Belirli miktarda geri dönüşüm malzemesi getirenlere puan verilebilir; bu puanlar belediye hizmetlerinde, toplu taşımada, kültürel etkinliklerde veya küçük hediyelerde kullanılabilir. İnsanlar çevreyi korurken aynı zamanda bir kazanım elde etmiş olur.

Bu uygulamaların televizyonlarda, sosyal medyada, yerel basında ve okullarda güçlü kampanyalarla tanıtılması gerekir. Temiz çevreyi koruyan vatandaşlar örnek gösterilmeli, başarı hikâyeleri paylaşılmalıdır.

Çünkü çevre temizliği yalnızca belediyelerin görevi değildir; hepimizin ortak sorumluluğudur. Fakat insanları bu sorumluluğa davet ederken onları sadece uyarmak değil, teşvik etmek de gerekir.

Belki de temiz bir Türkiye’nin yolu, çöpleri saklamaktan değil, doğru yere getirenleri ödüllendirmekten geçiyordur.

Bugün doğaya bıraktığımız her çöp, yarının çocuklarına bıraktığımız kötü bir mirastır. Ama bugün atacağımız doğru adımlar, yarının Türkiye’sine daha temiz ormanlar, daha temiz şehirler ve daha yaşanabilir bir çevre bırakabilir.

Temiz bir çevre, gelişmiş bir toplumun aynasıdır. O aynada kendimizi görmek istiyorsak, artık çöpe değil, çözüme odaklanmalıyız.

Yere attığımız her çöp, aslında geleceğimizden eksilttiğimiz bir parçadır. Çocuklarımıza temiz bir vatan bırakmak istiyorsak, işe attığımız çöpten başlamalıyız. Çünkü medeniyet, çöpünü yere atmayan insanla başlar.

Çevre kirliliğiyle mücadelede sadece vatandaşın bilinçlenmesini beklemek yeterli değildir. Eğitim şarttır, ancak denetim de en az eğitim kadar önemlidir. Çünkü bazı insanlar, doğaya zarar vermenin bedelini ödemeyeceklerini düşündükleri sürece aynı davranışları sürdürmeye devam etmektedir.

Bu nedenle çöp sorununa yeni bir bakış açısıyla yaklaşmak zorundayız. Belediyeler kendi sorumluluk alanlarındaki parkları, mesire yerlerini, yol kenarlarını ve piknik alanlarını düzenli olarak kontrol etmelidir. Köy muhtarları da köy sınırları içindeki dere yataklarını, orman kenarlarını, tarım arazilerini ve kırsal bölgeleri takip etmelidir. Temiz bir çevre sadece belediyenin değil, yerel yöneticilerden vatandaşlara kadar herkesin ortak sorumluluğudur.

Özellikle ormanlarımız için daha etkili tedbirler alınabilir. Orman İşletme Müdürlükleri, çöp dökülmesinin sık yaşandığı noktalara ve kritik bölgelere fotokapanlar yerleştirebilir. Nasıl ki bu sistemler yaban hayatını izlemek için kullanılıyorsa, çevreyi kirletenlerin tespiti için de önemli bir araç olabilir. Çevreye gelişigüzel çöp bırakanların belirlenmesi ve gerekli yaptırımlarla karşılaşması, caydırıcılığı artıracaktır.

Unutmayalım ki temiz bir çevre sadece bugünün değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın da hakkıdır. Doğa bize atalarımızdan miras değil, gelecek nesillerden ödünç alınmış bir emanettir. Bu emaneti korumak için eğitim, denetim ve sorumluluk bilincini birlikte hayata geçirmek zorundayız. Aksi halde çöpler sadece ormanlarımızı değil, toplum olarak geleceğe olan saygımızı da kirletmeye devam edecektir.

Not: Saygıdeğer profesör Abdilkadir İlgen hocamızın uyarıcı tespitlerini yazıma ekliyorum.

Burası Yumrukaya ile Yolçatı köyü arasındaki yolun kenarı.

Üniversitenin takriben 1,5-2 km yanındaki bir yer. Bunun hemen üstü, ana yolu Tokadi Hazretlerinin haziresine bağlayan nokta.

Nereden bakarsanız bakın herkesin gördüğü bir yer. Gerçi ormanlarımız ve piknik alanlarımız da bundan farklı değil.

İlmihal kitaplarına taharet (temizlik) bahsiyle başlayan bir medeniyetin çocuklarının bu hali anlaşılır şeylerden değil.

Kimseyi rencide etmek istemem ama köylüler demek oluyor ki bundan rahatsız değil. Bu da gerçekten üzücü.

Buradan özel idare mi belediye mi, kim sorumluysa derhal bu işe müdahale etmeli.

Fakat neresinden bakarsak bakalım, durum içler acısı.