Bu sabah köyümün balkonunda otururken güneşin doğuşunu seyrettim.
Gökyüzü, gecenin karanlığını usulca geride bırakıyor; mavilikler, yeşilin binbir tonuyla kucaklaşıyor. Ağaç dallarında konaklayan kuşlar yeni güne şarkılarıyla merhaba derken, hafif bir rüzgâr yaprakların arasından geçerek tabiatın sessizliğine ayrı bir ahenk katıyor.
İnsan böyle anlarda konuşmak istemiyor. Çünkü doğa zaten konuşuyor.
Sessizliğiyle…
Renkleriyle…
Kuşların cıvıltısıyla…
Ve insana unuttuğu bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Huzur, aslında gürültünün olmadığı yerde değil; güzelliği fark edebildiğimiz yerdedir.
Bu manzarayı seyrederken aklıma sosyal medya geldi.
Ne tuhaf bir benzerlik…
Sosyal medya da tıpkı büyük bir dünya gibi. İçinde umut veren insanlar var, bilgi paylaşanlar var, iyiliği çoğaltmaya çalışanlar var. Kimi zaman bir yazı, sabah güneşi gibi insanın içini ısıtıyor. Kimi zaman bir cümle, günlerdir aradığınız bir cevabı veriyor. Kimi zaman da hiç tanımadığınız bir insanın kaleminden dökülen birkaç satır, yüreğinize dokunuyor.
Ama aynı dünyanın başka yüzleri de var.
Gürültü var…
Öfke var…
Kırgınlıklar, tartışmalar, yargılar ve bilgi kirliliği var…
Öyle ki bazen insan kendisini beton yığınlarının arasında kalmış gibi hissediyor. Nereye baksa reklamlar, iddialar, tartışmalar ve birbirini bastırmaya çalışan sesler…
İşte o zaman sabah balkonumdan gördüğüm manzara ile ekranlarda gördüğüm manzara arasındaki farkı düşündüm.
Doğada güzellik kendini dayatmaz.
Bir ağacın gölgesi sizi çağırmaz.
Bir kuş, “Beni dinle” diye bağırmaz.
Güneş, “Bana bakın” diye ilan vermez.
Ama yine de hepsi vardır.
Sessizce…
Sabırla…
Asaletle…
Sosyal medyada ise çoğu zaman gürültü güzelliğin önüne geçer. En çok bağıran sesler duyulur, en çok dikkat çekenler görünür. Bu yüzden birçok değerli fikir, birçok güzel yazı ve birçok samimi insan, bilgi kirliliğinin içinde kaybolup gider.
Belki de çağımızın en büyük problemi budur.
Bilgiye ulaşamamak değil; bilgi kalabalığı içinde değeri seçememek…
Ses duyamamak değil; gürültüden dolayı anlamlı sözleri işitememek…
Zamanın çok hızlı aktığı bir çağda yaşıyoruz. Parmaklarımız ekranlarda hızla kayarken gözlerimiz görüyor ama çoğu zaman fark etmiyor; okuyor ama çoğu zaman düşünmüyor.
Oysa insanın ruhu hâlâ doğanın ritmiyle çalışıyor.
Hâlâ bir kuş sesine ihtiyaç duyuyor.
Hâlâ bir ağacın gölgesinde dinlenmek istiyor.
Hâlâ samimi bir cümlenin sıcaklığını arıyor.
Belki de bu yüzden sosyal medyada yazanlara büyük görev düşüyor. Kalemlerimizi gürültüyü artırmak için değil, ışığı çoğaltmak için kullanmalıyız. İnsanların zihnini bulandıran değil, ufkunu açan sözler söylemeliyiz. Çünkü karanlığa kızmanın en güzel yolu, bir mum yakmaktır.
Bu sabah köyümün balkonunda güneş doğarken anladım ki; hayat da sosyal medya da aslında aynı gerçeği fısıldıyor:
Güzellik hâlâ var.
İyilik hâlâ var.
Doğru söz hâlâ var.
Mesele onları bulabilmekte…
Modern dünyada; modern insanın elinde birçok anahtar var, bu anahtarlarla hangi kapıyı açacağını bilmiyor.
Ve bazen bunun için sadece biraz yavaşlamak, biraz dikkatle bakmak ve biraz da gönül gözüyle görmek gerekiyor.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, sosyal medyadan kaçmak değil; onun içinde kaybolmamayı öğrenmektir.
Çünkü her çağın bir gürültüsü olmuştur. Bizim çağımızın gürültüsü ise ekranlardan yükseliyor.
Ancak unutmayalım ki, en yüksek ses her zaman en doğru ses değildir.
Bir ağacın büyürken çıkardığı sesi duymayız ama gölgesinde serinleriz.
Bir çiçeğin açışını işitmeyiz ama güzelliğini görürüz.
Güneş doğarken gökyüzünü alkışlayan kimse olmaz ama bütün canlılar onun ışığıyla hayata tutunur.
İnsanlık da böyledir.
Dünyayı değiştirenler çoğu zaman bağıranlar değil, sessizce iyilik üretenlerdir.
Bu sabah köyümün balkonundan baktığım ufuk bana bir kez daha şunu öğretti:
Gökyüzü hâlâ mavi, ağaçlar hâlâ yeşil, kuşlar hâlâ özgürce şarkı söylüyor.
Demek ki güzellik kaybolmadı.
Kaybolan, bazen onu görecek kadar durup bakabilme alışkanlığımızdır.
Belki de yapmamız gereken, ekranlarımızı değil, bakışlarımızı temizlemektir.
Çünkü hayatın da, sosyal medyanın da içinde ne ararsanız onu bulursunuz.
Gürültüyü arayan gürültüye ulaşır.
Öfkeyi arayan öfkeye rastlar.
Ama güzelliği arayanlar için, hâlâ her sabah yeniden doğan bir güneş vardır.
Malazgirt Zaferi’nin 30 Ağustos Zaferi’nin ruhuyla buluştuğu bu anlamlı günlerde, tarihimizin iki büyük dönüm noktasını gururla anıyor; her iki zaferimizi de kutluyorum. Aziz şehitlerimizi ve kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla yad ediyorum.🇹🇷🇹🇷🇹🇷
30 Ağustos 2026
Şükrü Karataş