Bayramların geçmişte taşıdığı anlam bugünle kıyaslandığında çok daha derin ve toplumsal yönü ağır basıyordu. Rahmetli dedemin anlattığına göre, yakın iki köy: Hıdırşeyhler ve Taşoluk bayramlarda bir araya gelir, bir akşam bir köy diğer köyü misafir eder, ertesi gün ise ziyaret karşılıklı devam edermiş. Sofralar kurulurken sadece yemek değil, gönüller de paylaşılırmış. Herkes kendi tahta kaşığını cebine koyar gidermiş. İnsanlar bayramı birlikte yaşar, birlik ve kardeşlik duyguları güçlenirmiş.
Zamanla her köy kendi bayram kutlaması yapmaya başladı.

Bizim köyümüzde ise bu gelenek uzun yıllar farklı bir şekilde devam ediyor. Altmış hanelik köyümüz dört bölüme ayrılır, her bölüm ayrı bir öğünde yemek hazırlar. Yaklaşık her öğünde on beş sofralık yemek çıkarılır, camiye gelen cemaat bu sofralara paylaştırılır. Erkek çocukları ve kız çocukları da ayrı sofralarda bayram sevincini yaşar. Böylece bayram, sadece ev içinde değil, bütün köyün ortaklaşa kutladığı büyük bir buluşmaya dönüşür.

Ancak zamanla hayat şartlarının değişmesi, insanların yoğunlaşması ve insanların farklı yerlere ziyaret etmesinden dolayı bu gelenekte de değişiklik oldu. Eskiden dört öğün verilen yemekler Ramazan ve Kurban bayramlarında iki öğüne düşürüldü. İnsan azlığından dolayı yapılan yemeklerin bir kısmı ziyan olmaya başladı. Buna rağmen köyümüzde bu güzel gelenek hâlâ yaşatılmaya çalışılıyor. Fakat birçok köyde bu kültürün devam edip etmediğini bilmiyorum.

Hollanda gibi bazı ülkelerde dini bayramlarda velilerin okullara yemek getirerek çocuklarla birlikte kutlama yapmaları da, bayramın toplumsal yönünü yaşatma açısından dikkat çekicidir.

Bayramlar, sadece tatil yapılan birkaç gün değildir. Kurban Bayramı; paylaşmanın, yardımlaşmanın, kardeşliğin ve insanlığın yeniden hatırlandığı mübarek günlerdir. Ancak günümüzde bayramlar giderek özünden uzaklaşmakta, uzun tatil planlarının gölgesinde kalmaktadır. Oysa bayramın ruhu; ihtiyaç sahibini hatırlamak, gönüllere dokunmak ve toplumda birlik duygusunu güçlendirmektir.

Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar açlıkla mücadele ediyor. Özellikle Gazze’de savaşın ortasında yaşam mücadelesi veren insanlar, Afrika’daki yoksul ülkelerde yiyecek bulmakta zorlanan çocuklar ve fakir coğrafyalardaki milyonlarca insan, kurbanın bereketinden pay almayı bekliyor. Kurban ibadeti yalnızca kesmek değil, paylaşmaktır. Sofrası boş olanı düşünmek, insanlığın ortak vicdanını harekete geçirmektir.

Hac döneminde milyonlarca kurban kesiliyor. Günümüzün gelişmiş teknik imkânlarıyla bu etlerin korunup ihtiyaç sahibi ülkelere ulaştırılması mümkündür. Zaten çeşitli kuruluşlar bunu yapmaya çalışmaktadır. Ancak bu yardımların daha sistemli, daha yaygın ve daha güçlü şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. Çünkü kurbanın gerçek anlamı, sadece bireysel ibadet değil; toplumsal dayanışma ve insanlığa katkıdır.

Diğer taraftan, bayramların tamamen tatil anlayışına dönüşmesi de düşündürücüdür. İnsanlar bayramı dinlenme fırsatı olarak görmeye başlamış, ziyaretler, paylaşmalar ve kültürel değerler ikinci plana itilmiştir.
Avrupa’da bazı özel günler okullarda etkinliklerle kutlanırken, çocuklara o günlerin anlamı yemeklerle, programlarla ve kültürel faaliyetlerle öğretilmektedir. Bizde de dini bayramlar çocuklara anlatılmalı, okullarda bayram kültürünü yaşatacak etkinlikler yapılmalıdır. Bayram sofraları kurulmalı, paylaşmanın önemi çocukların gönlüne işlenmelidir.

Bayram günleri tamamen uzun tatillere dönüştürülmemeli; bayramın manevi iklimi korunmalıdır. Eğer toplumun dinlenmeye ihtiyacı varsa, ekonomi düşünülüyorsa; başka zamanlarda da ayrıca tatil düzenlemeleri yapılabilir. Çünkü bayram, ancak bayram gibi yaşandığında anlam kazanır.

Kurban Bayramı; et kesmenin ötesinde gönülleri birleştiren büyük bir insanlık çağrısıdır. Bu çağrıyı sadece kendi evimizde değil, dünyanın aç ve mazlum insanlarına ulaşacak şekilde yaşatabilirsek, işte o zaman bayram gerçek anlamına kavuşacaktır.

Not:
(3-12-2025 tarihli Bolu Nabız ve Bolu Takip gazetelerinde BAYRAMLARIMIZIN KIYMETİNİ BİLELİM, Hollanda örneğinden etkilenerek yazmıştım.
Yazımın son bölümden alıntı:

Bugün ise bu güzelliklerin, bu geleneklerin yavaş yavaş unutulduğunu üzülerek görüyoruz. Oysa bayramlar; ister milli ister dini olsun toplumun birlikteliği, dayanışması ve kimliğini koruması açısından çok önemlidir. Bayramların yaşatılması; nesiller arasındaki köprüyü sağlamlaştırır, çocuklara kültürlerinin sıcaklığını ve anlamını taşır. Bu nedenle, bu değerli geleneklerimizi yalnızca hatırlamakla kalmamalı, onları yaşatmak için çaba göstermeliyiz.

Hollanda, yüzyıllardır bir Anadolu azizi olan Aziz Nikola’yı kendi kültürünün merkezine koymuş; onu çocuklarla, ailelerle ve bütün toplumla buluşturarak büyük bir dayanışma geleneği yaratmıştır.

Toplumu güçlü yapan şey büyük sözler değil, küçük iyiliklerin çoğalmasıdır. Unutmayalım:
İyilikler ve hediyeler toplumun en sağlam çimentosudur. )

19 Mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramımız kutlu olsun.🇹🇷🇹🇷🇹🇷

19 Mayıs 2026
Şükrü Karataş