EVLİYA ÇELEBİ’NİN NOTLARIYLA İPEK YOLU’NUN KALBİNDE 700 YILLIK BİR SERÜVEN: BOLU

Ankara ve İstanbul gibi iki dev metropolün tam ortasında, doğasıyla bizi büyüleyen Bolu’nun sadece bir "geçiş noktası" olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Gelin sizi yüzyıllar öncesine, ünlü seyyahların notlarıyla bambaşka bir Bolu yolculuğuna çıkaralım. İbn-i Battuta’dan Evliya Çelebi’ye kadar pek çok gezginin hayranlıkla anlattığı bu şehir, aslında gizli bir sanayi ve kültür devinin mirası üzerine kurulu.

Dünyanın İğnesi Mudurnu’da Dikilirdi!

Bugün Mudurnu denince aklımıza o muhteşem tarihi konaklar ve huzur geliyor. Ancak 17. yüzyılda burası tam bir "iğne fabrikası"ydı. Evliya Çelebi, Mudurnu’ya “Dar-ı Süzen” yani “İğne Yurdu” denildiğini aktarır. O dönemde binlerce tezgahta üretilen iğneler, tüm Anadolu’ya buradan dağılırdı. Öyle ki, kadınların yaptığı "kız iğnesi" denilen nakış iğneleri dünya çapında bir üne sahipti. Bugün bu tezgah sesleri yerini makinalara bıraksa da iğne oyalarındaki o ince işçiliğe hayranlığımız devam ediyor.

Hindistan’a Hediye Giden Bolu Bardakları: Boduç

Bolu nere, Hindistan nere değil mi? Bir zamanlar Bolu’nun çam ağaçlarından oyularak yapılan su kapları, yani “boduç”lar, Hindistan’a hediye olarak gönderiliyordu. İçindeki suyun tadını değiştiren, ona “hayat suyu” (ab-ı hayat) lezzeti veren bu bardaklar o kadar meşhurdu ki, Hindistan’da kocasına sitem eden kadınların bile diline dolanmıştı: “Ben senin neni gördüm. Yohsa bana Rum’un sanevber (fıstık çamı) kuzesinden (testisinden) ab-ı hayat mı içirttin?” derlermiş. Güzel olan şu ki Bolu Müzesi’nde bu dillere destan kapları görmek hala mümkün.

Gerede: Derinin ve Çeliğin Şehri

Gerede, 900 yıldır değişmeyen bir unvana sahip: Dericilik. Evliya Çelebi’nin "Gerede gönü ve sahtiyanı (işlenmiş deri) meşhurdur" diyerek övdüğü bu zanaat, bugün hala ilçenin en büyük geçim kaynağı. Ancak bir zamanlar deri kadar bıçakçılık ve kemik tarakçılık da Gerede’nin simgesiydi. Eskiden birçok evde bir tarak ustası bulunurken şimdilerde bu sanat sadece birkaç ustanın ellerinde varlığını sürdürebiliyor.

Konuştuğumuz Bolu: "Göblez"den "Azık"a

Bolu’nun sadece eşyası değil, dili de bir hazine. Evliya Çelebi, Bolu ve Dörtdivan civarında duyduğu kelimeleri tek tek not etmiş. Bugün hala kullandığımız "Azık" (ekmek/yemek), köpek yavruları için söylenen "Göblez" veya uykusu gelene söylenen "Zıbar" gibi kelimeler, aslında 400 yıl öncesinden bize miras kalan birer hatıra.

Eskiden Ne Vardı, Şimdi Ne Kaldı?

Dün: Bolu ve Göynük, imparatorluğun pamuklu kumaş ihtiyacını karşılayan dev bir dokuma merkeziydi.

Bugün: Dokuma tezgahlarının yerini fabrikalar aldı ama Göynük’te geleneksel dokumalar hala el emeğiyle yaşatılmaya çalışılıyor

Dün: "Sarı tohum" ticaretiyle dünya boya piyasasına yön veriliyordu.

Bugün: Bolu, artık doğa turizminin ve gastronominin kalbi olarak dünyayı ağırlıyor.

Bolu, sadece içinden geçilecek bir yol değil; her sokağında bir seyyahın izi, her el sanatında bir ustanın alın teri olan yaşayan bir müzedir. Bir dahaki sefere Bolu’dan geçerken, sadece göllere bakmayın; o eski iğne seslerini ve çam bardakların kokusunu da hayal edin! Peki, sizin hala kullandığınız eski kelimeler veya tanık olduğunuz zanaatkarlar var mı?