Çanakkale’ye herkes gibi, birkaç kere gitmek nasib oldu.

Çanakkale bir devrin battığı yerdir. Hele ki, bir tanesi var ki, Şahindere Şehitliği’nde,  gözyaşlarımızı tutamadık.
Orada, rehberimizin ihlasla anlattıklarını not alıp,  daha sonra, resmi kayıtlarla teyit edip, bu yazıyı kaleme aldık.
***
Çanakkale, Şahindere Şehitliğindeyiz. Yüreklerin, fikirlerin, sevdaların, hasretlerin, dünya sınavının son bulduğu yerlerden sadece biri. Bir nevi, cennet bahçesi.  
Yıl 1915, O zamanlar Şahindere Sargı Yeri (Seyyar Hastane ), yani tedavi yeridir. 
Açık alanda ağaçlarla, çalılarla kaplı bir bölgemiz. İleride Arıburnu ve savaşın sürdüğü Güney cephesi var.
Cephe gerisinde dere yataklarının kenarlarında hep tedavi yerleri kurulmuş. En gerekli olan da su.
O nedenle dere kenarları sargı yeri dediğimiz,  hasta haneler olmuş.   
***
Yokluklar her yanımız sarmış tı o zamanlar.
Silah, mühimmat, araç gereç, ilaç yemek içecek, yol, doktor, hasta bakıcı, sargı bezi, uyuşturucu morfin, yok denecek kadar az.
En büyük sorun, savaş sürerken, tedavi için zamanımız az.
Şiddetli çarpışmalardan dolayı yaralımız çok.
Askerlerimiz cephede bir taarruza kalktıkları zaman veya bir saldırıyı püskürttükleri zaman, birkaç saat içinde on binlerce askerimiz yaralanıyor. Yaralanan yiğitleri, içerideki sargı yerlerine (seyyar hastahaneye) tedavi için nakletmek ciddi bir sorun.
Cepheye mühimmatı at arabası, öküz arabasıyla taşınıyor; yaralıları ot yatakları üzerinde bu arabalarla geri taşıyorduk.
Ağır yaralılara yapılabilen tek şey, ağaç diplerinde bırakılıyor, iyi olabilecek askerlerin tedavileri ise sağlanıp tekrar cepheye gönderiliyordu.    
Tedaviye getirilen Ağır yaralılara vakit bulunabilirse bakılacaktır.
Ağır yaralıların en büyük sorunu da, sinekler ve kurtçuklar tabi ki.
Tek istekleriyse, sadece bir dua. Bir de çok çekmeden şehit olabilmek.
***
BİR BABA, OĞLUNU ÖLÜME TERKEDEBİLİR Mİ ?
Orada görev yapan doktorlardan biri de Askeri Doktor Salih (Dörtbudak) Beydir .
Salih doktor, gece gündüz yaralılarla uğraşmakta, cansiparane hizmet vermektedir.
Salih doktorun önüne sedye ile genç bir yaralı getirilir. Karnı parçalanmış bağırsakları dışarıda, bir bacağı da kopmak üzere, her tarafı kan toz toprak içerisinde tanınamayacak bir halde.
Bu yaralıyı Doktor Salih Beyin önüne koyarlar. Salih Bey, gelir yaralıya bir bakar, durumu çok ağırdır. Askerlere emir verir, kaldırın bu yaralıyı, bir kenara bırakın der.
Kafasını çevirmek üzereyken, yaralı asker son bir gayretle, doktora sesini duyurmak üzere iç burkan bir  haykırmayla sesini duyurur:
-Baba, babacığım!
Salih Bey birden döner, bakar şöyle, ses canıdır, tanıdıktır o anda tanıyamamıştır yaralıyı.
Dikkatlice bakınca o ağır yaralı oğludur.  Doktor Salih Beyin boğazı kurur, sesi düğümlenir, konuşamaz.
Evladına sarılıp, öpüp koklamaya başlar,
-Oğlum, benim oğlum! Bu benim oğlum!
Ne var ki, geride yüzlerce yaralı Mehmetçik sırada, hatta ameliyat masasına bir yiğit yatmış, Salih Beyi beklemektedir.
Salih Bey, bir bakar etrafına, Mehmetçikler derman, vatan da hizmet beklemektedir.
O halde baba mıdır, doktor mudur? Bir karar vermek zorundadır Salih Bey,
-Bu benim oğlum, oğlumu gölge bir yere kaldırın.
Salih Bey, tekrar tedavi bekleyen diğer Mehmetçiklerle ilgilenmeye başlar.
Saatler sonra, bir boşluk bulduğunda biricik oğluna bakmaya gider,
Bakar ki oğlu Çanakkale’de,  on binlerce şehit olan Mehmetçikten biri olmuştur.
Doktor Salih Bey, o hengâmeli zaman da, Çanakkale’de oğlunu diğer Mehmetçiklerden ayırt etmemiştir.
Şahindere sargı(tedavi) yerine gelen, 2177 yiğit, son nefesini orada verip, şimdide orada yatmaktadır. O gün her biri için, mezarlarına bir taş parçası konarak yerleri belirlense de günümüzde kaybolmuştur.
***
Bir tane şanslı şehit vardır.  O da Mustafa Teğmendir. Mustafa Teğmen yaralanır ve Şahintepe sargı yerine (tedavi yeri) gelir. Kurtarılamaz ve O’da şehit olur. Buraya da defnedilir. Mustafa Teğmen’in babası da Kuzey cephesinde askerdir. Evladının şehit olduğu haberi üzerine gelir ve evladının defnedildiği yere bir işaret bırakır. Savaş sonrası oğlu kabri üzerine demir parmaklıkla çevirir. Bir mezar taşı diker.
Yeri belli olan şanslı tek şehidimizdir. Aynen aşağıdaki puntolu yazılar taşta vardır.“18 EYLÜL 1915 VATANIN ŞANSLI VE GENÇ ŞEHİDİ 30.ALAY 10.BÖLÜK MÜLAZIM-I SANİSİ(TEĞMENİ) ALİ SADİ EFENDİ (OĞLU) MUSTAFA EFENDİ RUHUNA FATİHA”
***
Şahindere’de, 2005 Yılında Orman Bakanlığınca şehitlerin hatırasına sembolik bir şehitlik yapılmış.
Ay ve Hilalin ortasında Selçuklu mimarisiyle gökyüzüne uzanan ve ucuna doğru sivrileşen bir anıt vardır.
Şehitlerin ruhunun yüceldiğini anlatır. Minareyi andırır.
2177 kişiden 1969 tane şehidimizin adları daha sonra belirlenebilmiştir.

Ey şehît oğlu şehît, isteme benden makber,
Sana ağûşunu açmış duruyor peygamber.. 

***
Resûlullah Efendimiz buyurdu ki:
“Kıyamet gününde, şehitler yerlerinden kalkıp, mahşer yerine gelirler ve süslü kürsüler üzerine otururlar. Her şehit evladından, ehlinden, akrabasından ve ahbabından çok kişiye şefaat edecektir.”

18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nüzü tebrik ederken, bu ibretlik acı günlerin ülkemizi dünyada her alanda “Süper Ülke” yapması için şaşmaz bir pusula olmasını dilerim.



Fuat Bayramoğlu
17 Mart 2024-Bolu