(2025’ten 2026’ya, Notlarımız Bolu’dan Dünyaya)
Yeni yıl, takvimde bir yaprağın değişmesi gibi görünür ama aslında bir zihniyet sınavıdır.
Aynı alışkanlıklarla, aynı hatalarla ve aynı vizyonsuzlukla girilen her yeni yıl, sadece daha “taze bir yorgunluk” üretir.
Artık birbirimizi kandırmayı bırakalım: Zamanın değişmesi yetmez, zihniyetin değişmesi şarttır.
ŞEHİR AKLI OLMADAN ŞEHİR OLMAZ
Bolu’da yeni yıldan beklenenler; süslü paketlere sarılmış vaatler değil, büyük akıl isteyen icraatlardır.
Şehir içi trafiği artık “idare eder” anlayışıyla değil; bilimle, veriyle ve uzun vadeli bir neşterle ele alınmalıdır.
Yeni imar planları yapılırken önümüzdeki beş yılı, yani bir sonraki seçimi değil; önümüzdeki yüz yılı düşünmek zorundayız. Ovaları betona kurban edip geleceği boğmak, bu şehre yapılabilecek en büyük ihanettir. Yamaçları akılcı bir şekilde değerlendirmeyen, yolu evin arasına sıkıştıran bu ilkel planlama anlayışıyla Bolu bir dünya kenti olamaz.
Valilik önündeki göbekten tutun da şehrin nefes borusunu tıkayan her bir noktaya kadar; milim hesabıyla, mühendislik namusuyla yeniden dokunulmalıdır. Şehir bazen iki metrelik bir ferahlıkla nefes alır, biz o iki metreyi siyasi inatlara kurban ediyoruz.
KARADERE SULARI
Karadere suları meselesi ise artık bir “sabır testi” olmaktan çıkmalıdır.
Bolu bir Gölköy baraj suyuna mahkûm olmamalıdır.
Bolu’nun suyu Bolu’ya akmıyorsa, ortada sadece bir planlama sorunu değil, bir yönetim ayıbı vardır.
Bu konu siyasi bir koz değil, halkın en temel yaşama hakkıdır.
Bu meselede farklı sesler değil, ortak bir akıl etrafında birleşmek zorundayız.
BOLUSPOR
Aynı vizyonsuzluk Boluspor’da da karşımızda. Kulübü her yıl birilerine el açar hale getiren yapı sürdürülemez.
Bolu’nun markası, kişilerin lütfuna değil, şehrin ortak aklına emanet edilmelidir. Sürekli gelirleri olan bir Boluspor’u ortaya çıkarmak zorundayız.
VE ŞU “ÖLÇÜSÜZ REKLAM” MESELESİ VE BİSİKLET
Ve şu "ölçüsüz reklam" meselesi… Şehre plansız bir göç dalgasına çeken, ruhunu zedeleyen içi boş tanıtımlar yerine; yaşam kalitesini artıran projelere odaklanmalıyız.
Ülkemizde ve özellikle Bolu’da, bisiklet, bizim için bir pazar günü aktivitesi değil, stratejik bir ulaşım devrimi olmalıdır. Valisinden, belediye başkanına, rektöründen profesörüne, Okul müdüründen öğretmenine, sağlık il müdüründen doktoruna kadar herkes o pedala basmıyorsa, modernlik iddiamız havada kalır. Bisikleti yasaklama ile sadece yasaklamış olursunuz.
YEREL SİYASETE
Yerel siyasetçilerimiz, sert dil asfalt dökmez; söz dalaşı sorunları çözmez.
Rekabet sandıkta kalsın, hizmet sokakta yürüsün.
DÜNYADA VİCDAN, TARİHTE HAKİKAT
Dünyaya baktığımızda ise yeni yıl süslerinin, Noel ışıklarının arkasında devasa bir utanç tablosu görüyoruz. Filistin’den Doğu Türkistan’a, Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar yükselen feryatlar karşısında dünya liderlerinin sergilediği o sağır edici sessizlik, emperyalizmin makyajını tamamen akıtmıştır. Maskeler düşmüş, zalimler ifşa olmuştur.
Bu vahşet tablosu bize şunu öğretiyor: Millî savunmada ve harp sanayinde güçlü değilsen, adaletin sadece bir temenniden ibaret kalır. Türkiye için tam bağımsızlık bir tercih değil, bir beka mecburiyetidir.
Ortadoğu ve Türk Cumhuriyetleri ile kurulacak olan "akıl ve gönül birliği", yalnızlığa karşı en sarsılmaz kalemizdir.
Güçlü bir gelecek kurmanın yolu, geçmişle kavga etmekten değil, geçmişin hakikatiyle barışmaktan geçer. Osmanlı Devleti’ni ideolojik saplantılarla "hain" ya da "yok" saymaya çalışanlar, kendi DNA’sına savaş açanlardır. Osmanlı, torunlarının onurla tanıması gereken muazzam bir cihan tecrübesidir. Bu milleti kendi tarihiyle düşman eden her anlatı, aslında bugünkü birliğimize sıkılmış bir kurşundur.
TARİHİMİZLE BARIŞMALIYIZ
Güçlü bir gelecek, geçmişle kavga ederek değil, onu anlayarak kurulur.
Osmanlı’yı yok saymak ya da ideolojik bir düşman olarak görmek, bu milletin hafızasına açılmış bir savaştır.
Tarih, üzerine basıp yükseleceğimiz sağlam bir zemindir.
TRUMP VE MEDYA DİLİ ÜZERİNE
BBC yönetimi çalışanlarına “Maduro kaçırıldı” demeyin, uyarısı yapmış.
Çalışanlara yollanan not şöyle: “Yakalandı (Captured)”
“Kaçırıldı (Kidnapped)” ifadesini kullanmaktan kaçının.
Algı ile dünyayı esir etme planlarının start verilmesi fişeğiydi bu algı operasyonu!
…
Bir devlet başkanı ülkesinden zorla kaçırılıyor ve başka bir ülkede “güya” yargılanıyor.
Bu gün dünyada yargılanacak tek kişi Netahyahu’dur. 60 bin çocuk ve bebeği öldüren yargılanmalıydı! Çoktan ceza almalıydı.
Katiller geziyor, Maduro evinden eşiyle beraber kaçırılıp, sözde yargılanıyor.
Hitler bile bizlere, dünyaya acımıştır.
…
Güya dünya medeni ya, herkes deve kuşu gibi başını kuma sokmuş, olayları sessizce izliyor. Herkes korkudan konuşamıyor.
Medeni(!) ülkelerin içine düştükleri duruma bakar mısınız?
Birde içimizdeki noksanlıklarımıza bakmalıyız.
….
Bizlerin, kürt, türk, arap ayrımı Siyonist oyunlarına aldanmadan, savunma alanında güçlenmekten başka çaremiz yok.
Tek yumruk olmazsak, suni ayrılıklar bizi bizden de alır gider. Yok eder. Haberimiz ola!
Kaddafi gibi, Saddam gibi, 15 Temmuz gibi..
Bir devlet başkanının ülkesinden zorla uzaklaştırılıp başka bir ülkede yargılanması, “medeniyet” iddiasındaki dünyanın içine düştüğü SESSİZ çelişkiyi ortaya koyuyor.
Bu fırtınada ayakta kalmanın yolu, savunma ve milli kapasitede güçlü olmaktır.
BİR YOL HARİTASI
Yeni yıl sihirli bir değnek değildir. Eğer aklımızı başımıza almazsak, 2026 yılı Ocak sabahı sadece takvim eskir, biz değil.
Bolu’dan dünyaya uzanan bu notlar bir temenni değil, bir çağrıdır.
Akıl, vicdan ve cesaret birleştiğinde bu satırlar bir yol haritasına dönüşür.
Unutmayın; dünya, duvarlara yeni takvimler asılınca değil, zihinlere yeni fikirler düşünce değişir.
Bize;
Yeni yıl değil, Bolu’da ve dünyada yeni akıllar lazım.