Birleşmiş Milletler tarafından 2018 yılında ilan edilen bu özel gün, yalnızca bir ulaşım aracını kutlamak için değil; insanlığın daha sağlıklı, daha sürdürülebilir ve daha yaşanabilir bir gelecek kurma arayışını hatırlatmak için takvimlere eklendi.
Çünkü bisiklet, iki tekerlek üzerine kurulmuş basit bir makineden çok daha fazlasıdır.
İki tekerlek…
İnsanlığın ürettiği en zarif, en ekonomik ve en demokratik araçlardan biridir.
Yakıt istemez, egzoz salmaz, gürültü üretmez. İnsan gücüyle hareket eder ve insanı yine kendisiyle buluşturur.
Bugün dünyanın birçok şehrinde trafik sıkışıklığı, hava kirliliği ve karbon salınımı çağımızın en büyük sorunları arasında gösteriliyor.
Araştırmalar, düzenli bisiklet kullanımının bireysel karbon ayak izini ciddi ölçüde azalttığını ortaya koyuyor.
Pedalla aşılan her kilometre, atmosfere salınmayan bir miktar karbon; geleceğe bırakılan biraz daha temiz hava demektir.
Ancak bisikleti yalnızca çevre dostu ve bir ulaşım aracı olarak tanımlamak eksik kalır.
Bisiklet aynı zamanda bir yaşam biçimidir.
Arabayla geçilen yolların çoğu yalnızca kat edilir; bisikletle geçilen yollar ise hissedilir.
Bir ağacın gölgesi, bir çocuğun gülüşü, rüzgârın yönü, toprağın kokusu fark edilir.
Şehirler, motor seslerinin arasından değil; insan ölçeğinde yeniden keşfedilir.
Belki de bu yüzden dünyanın birçok kentinde "yavaş şehir" anlayışı giderek daha fazla kabul görüyor.
İnsanlar daha hızlı yaşamanın değil, daha anlamlı yaşamanın yollarını arıyor. Bisiklet bu arayışın en sade cevabı olarak karşımıza çıkıyor.
Tarih boyunca da bisiklet yalnızca bir araç olmadı.
Yüzyılın sonlarında kadın hakları hareketinin sembollerinden biri hâline geldi. Amerikalı kadın hakları savunucusu Susan B. Anthony'nin şu sözü bugün hâlâ önemini koruyor:
- “Bisikletin kadınları özgürleştirmede oynadığı rol kadar büyük bir rol oynayan başka bir şey düşünemiyorum.”
Gerçekten de bisiklet; sınıf farklarını azaltan, bireysel hareket özgürlüğünü artıran ve insanların kendi güçleriyle yol alabileceklerini gösteren sessiz bir devrimdi.
Bugün de durum çok farklı değil.
Ekonomik zorlukların arttığı, ulaşımın her geçen zorlaştığı, enerji maliyetlerinin yükseldiği, petrolün paylaşılamaz bir madene dönüştüğü ve küresel iklim krizinin her geçen gün daha görünür hâle geldiği bir dönemde bisiklet;
• Sadeliğin, tasarrufun ve sürdürülebilirliğin güçlü bir temsilcisi olarak karşımızda duruyor.
Üstelik yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da koruyor.
Dünya Sağlık Örgütü verileri, düzenli fiziksel aktivitenin kalp-damar hastalıkları, diyabet ve birçok kronik rahatsızlık riskini azalttığını ortaya koyuyor.
Bisiklet, spor yapmayı günlük hayatın içine yerleştiren nadir araçlardan biri. İnsan hem bir yere ulaşıyor hem de bedenine yatırım yapıyor.
Fakat bütün bunların ötesinde bisikletin öğrettiği daha derin bir şey var:
• Denge.
Hayatın da özü belki burada saklı.
Albert Einstein'a atfedilen meşhur sözde olduğu gibi:
- "Hayat bisiklete binmek gibidir. Dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmelisiniz."
Pedal çevirmeyi bıraktığınızda düşersiniz. Hayatta da öyle değil midir? İlerlemek için bazen yavaş da olsa hareket etmek gerekir. Her dönüşte biraz emek, biraz sabır ve biraz umut vardır.
Bu yüzden Dünya Bisiklet Günü sadece bisikletçilerin günü değildir.
Bu gün;
- Temiz havayı savunanların, daha yaşanabilir şehirler isteyenlerin, çocuklarına daha güzel bir dünya bırakmayı hayal edenlerin günüdür.
Belki de yarın yapılacak en güzel şey, kısa bir süreliğine de olsa motor seslerinden uzaklaşmak ve iki tekerleğin o kadim bilgeliğine kulak vermektir.
Çünkü bazen dünyayı değiştirecek en büyük adımlar, bir çift pedalın sessiz dönüşüyle başlar.
Bizler için bu çağrının ayrı bir anlamı da var. Çünkü Bolu, bisikletin yalnızca spor değil aynı zamanda bir yaşam kültürü olarak yeşerebileceği ender şehirlerden biri.
Abant'ın çam kokulu yolları, Gölcük'ün dinginliği, Aladağlar'ın serin yamaçları ve Köroğlu'nun etekleri; pedala basan herkese yalnızca bir rota değil, bir hikâye sunuyor.
Bolu'da bisiklete binmek çoğu zaman bir yerden bir yere gitmekten ibaret değildir.
Sislerin arasından yükselen ormanların, göl kıyısındaki sessizliğin ve dört mevsimi cömertçe yaşayan tabiatın içinde insanın kendine yaptığı küçük bir yolculuktur.
Direksiyon başında fark edilmeyen ayrıntılar, gidonun üzerinde belirir; mevsimin rengi, toprağın kokusu ve rüzgârın dili yeniden okunur.
Belki de bu yüzden bisiklet,
- Bolu gibi şehirlerde yalnızca çevreci bir tercih değil, aynı zamanda bir aidiyet meselesidir.
- Yaşadığımız coğrafyanın güzelliklerini korumanın, çocuklarımıza daha temiz bir çevre bırakmanın ve doğayla bağımızı diri tutmanın en sade yollarından biridir.
- Dünya Bisiklet Günü vesilesiyle dileğimiz; daha çok insanın pedalla tanışması, daha güvenli bisiklet yollarının yapılması ve şehirlerimizin insan ölçeğinde yeniden düşünülmesidir.
Çünkü biliyoruz ki bir şehirde bisiklet çoğaldıkça yalnızca bisiklet sayısı artmaz; -
- Nezaket artar, sağlık artar, farkındalık artar ve yaşam kalitesi yükselir.



