SAVAŞTA VE BARIŞTA İNSAN

Abone Ol

Günlük yaşamı olağan bir şekilde devam ediyordun. Sabah kalkıyor, neşeyle kahvaltı sofrasını hazırlıyordun. Uyanmakta zorlansan da yeni güne Merhaba diyordun. Çalışmak, seni hayata bağlıyor, özgüvenini ayakta tutuyordu. Masana oturup, emek verdiğin evraklarla uğraşırken zaman su gibi akıp gidiyor, mesai saatinin bitişini anlayamıyordun.

Son zamanlarda yaşının etkilerini hissetmeye başlamıştın. Eskisi kadar kendini enerjik hissetmiyor olsan da yine de çalışmak, üretmek mutlu ediyordu seni. Yine yorucu bir gün geçirmiş ve eve zorlukla gelmiştin. Yorgunluğun yanında, son zamanlarda yaşadığın acılar da buna en büyük nedendi.

Dünya, insanlar, iklim değişiyordu. Son zamanlarda etrafındaki değişimleri takip etmekte güçlük çekiyordun. Sokağa çıktığında aşina olduğu yüzlerle karşılaşamaz olmuştun. Farklı dilde konuşan insanların varlığı senin yaşadığın şehre yabancı hissettiriyordu. Rahat bir şekilde dolaşıyorlar, hatta yol vermeyip, ezecek gibi üzerine doğru geliyorlardı. Sinirleniyordun bu tür davranışlara.

Ailenle yediğin akşam yemeğinden sonra sofrayı topladın. Bulaşıkları yıkadın ve televizyon karşısına geçtin. Kocan Ali elindeki kumandayla kanallar arasında dolaşırken sıkıldığını fark ettin. Çocukların ise çoktan odalarına çekilmiş olmalılardı. Haber programlarında hep aynı konu vardı. Dünya git gide savaşın kucağına gidiyordu. Filmler de berbattı.

Sessizse odadan ayrıldın. Ayakların seni kütüphanene yöneltti. Okumak seni çok rahatlatıyordu. Okuduğun her kitapta kendinden bir parça vardı sanki. Kitabın içine giriyor, kahramanla birlikte sahneleri yaşıyordun. Kütüphaneye göz gezdirdin. Son kitabını bitireli İki gün olmuştu. Savaştan nefret ettiğin halde savaşı anlatan bir kitap seçmiştin. Kitabı eline aldın ve okumaya başladın.

Silah sesleri çok yakından geliyordu. İnsanlar bağrışıyor, anlamadığı dildeki askerlerin bağırışları ile cama yapıştın. Komşuların sokaktaydı. Nezaket Teyze, Hasan Amca, Betül Abla, Bülent ve tanımadığın bir sürü insan. Aynı koyun sürüsü gibi toplanmış silahlı askerler tarafından itekleniyorlardı. Korkuyla evin içinde dolanmaya başladın. Kocan uykudaydı. Sesleri duymamış, uyumaya devam ediyordu.Yanına gittin, onu sarsarak uyandırdın. Ona dedin ki;

“Kalk canım! Dışarıda yabancı askerler var.Kaçalım.”

“Ne diyorsun Elif! Ne kaçması?Ne askeri?”

“Düşman askerleri. Bak dışarı.Çocukları uyandırayım. Korkmasınlar. Hem Annemler var.Senin annenler var.Kardeşlerimiz.Onları da lütfen buraya getir.Hep birlikte olalım.Daha güçlü oluruz.”

“Sakin ol lütfen.Panik yapma!”

“Lütfen canım.Şimdi buraya da gelecekler.”

“Tamam korkma.Bakacağım”.

Kocan cama yaklaştı. Geri çekildi. O sırada kapı kırılacak şekilde çalınıyordu.Çocuklarda uyanmışlar ve ağlayarak salona gelmişlerdi. Birbirlerine sarılmış halde bekliyorlardı. Kapı kırılmış ve içeri giren askerlerle dolmuştu. Sonunuz gelmiş olmalıydı. Askerler konuşuyorlar fakat siz konuştuklarından anlamıyordunuz. Askerlerden biri aynı cümleyi tekrarlayıp, sana bakıyordu. Yanında duran kızını çekip aldı. Ve silahını doğrulttu. Dünya durmuştu sanki. Sen askerin önüne kendini attın. Gümmmmmmm.

Sıçrayarak kalktın yatağından. Yanında yatan kocana baktın, koşarak karşı odaya ulaştın. Kızın ve oğlun derin uykudalardı. Odana döndün. Okuduğun kitap yerdeydi. Açık sayfaya takıldı bakışların.